Ülkelere göre en çok satılan ürünler (Temmuz 2016) TİM AR-GEYıllar içinde ekonomik işkollarının GSYİH içindeki oranlarının değişimi (mavi: tarım, kırmızı: sanayi, sarı: hizmet)[30]2012 Türkiye ihraç ürünleri[1]
Türkiye ekonomisi gelişmekte olan bir serbest piyasa ekonomisidir. Türkiye,OECD veG20'nin kurucu üyesidir ve E7 ülkeleri, GOBLE'ler veYSÜ'ler arasında sınıflandırılmaktadır.[31][32][33] 2025 yılı itibarıyla Türkiye ekonomisi nominalGSYİH'ye göredünyanın en büyük 16,Avrupa'nın en büyük 7. ülkesi konumundadır. ekonomisidir. Aynı zamandaSAGP'ye göredünyanın en büyük 12, Avrupa'nın ise en büyük 6. ekonomisidir.IMF'ye göre Türkiyeüst-orta gelirli,karma piyasalı,gelişmekte olan bir ekonomiye sahipken, Dünya Bankası'na göre Türkiye, 2024 yılında kişi başı GSYİH'e göre yüksek gelirli ülkeler sınıfına girecekti.[34] Dünya Bankası'nın 1 Temmuz 2025 tarihli sınıflandırmasına göre Türkiye 2024 yılı kişi başı GSYİH'e göre üst-orta gelirli ülke grubunda kalmış; 2026'da yüksek gelirli ülke statüsüne geçmesi beklenmektedir.[35][36] Ülke,dünyada en çok ziyaret edilen dördüncü destinasyondur[37] ve hem çok uluslu hem de ulusal firmalar tarafından kurulan 1.500'den fazlaAr-Ge merkezine sahiptir.[38] Türkiye dünyanın önde gelen tarım ürünleri, tekstil, motorlu taşıtlar, ulaşım ekipmanları, inşaat malzemeleri, tüketici elektroniği ve ev aletleri üreticileri arasında yer almaktadır.
Günümüzde Türkiye'nin pek çok bölgesi sanayi toplumu olarak nitelenebilir. Türkiye sanayi toplumuna hızlı geçiş olgusunuMüslüman toplumlar arasında başarıyla gerçekleştirebilen az sayıdaki ülkeden birisidir.
Kuruluş yıllarındaOsmanlı'nın yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye iktisadı 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi.İstanbul veİzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı.Anadolu'daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.
Cumhuriyetin ilk on beş yılında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ilk yıllarında uyguladığı iktisadi devrimlerle, siyasi bağımsızlığının ardından iktisadi bağımsızlığını da kazanma yolunda önemli adımlar atmıştır.
Atatürk Dönemi'nde sadece bürokratların değil tüm halkın mülkiyet hakkını tanımış ve 1923-1938 yılları arasında Türkiye ekonomisi %7,5 büyüyerek dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerden biri oldu.
1933 yılında,Sümerbank'ın kurulması ve Mevduatı Koruma Kanunu ile Ödünç Para Verme İşleri Kanunlarının kabul edilmeleri başlıca iktisadi olaylardır. Devlet bu tarihte ilk kez faiz oranlarını belirlemeye başlamıştır.
1924-1929 arası yılda ortalama yüzde 10,9, sanayi üretim ise yüzde 8,5 oranında artış kaydetmiştir. Bu sonuç, üretim kapasitesine yapılan ilavelerden çok, geçmişte meydana gelen kapasite boşluklarının kullanılmasının bir sonucudur.
29 Ekim 1929'da ABD'de yaşanan iktisadi krizden genç Türkiye Cumhuriyeti de etkilenmiş; devletçi, müdahaleci ve korumacı politikalar uygulanmaya başlanmıştır. 1923-1929 yılları arasında özel sektör girişimlerinin ülke kalkınmasında yetersiz kaldığını düşünenCHP, 1931 yılında programına devletçiliği almıştır.[39]
1935'te Atatürk'ün devletçilik kavramı hakkındaki görüşleri şöyledir:
Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi 19. asırdan beri sosyalizm nazariyatçılarının ileri sürdüğü fikirlerden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizde manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak memleket iktisadiyatını devletin eline alması.
17 Şubat 1923 tarihinde düzenlenenI. İktisat Kongresi'deki tablo ile,Türk Kurtuluş Savaşından galip çıkan Türkiye, Osmanlı'dan devralınan borç yükü ile karşı karşıya, halkın büyük çoğunluğu fakir ve eğitimsiz, sanayisi yok denecek kadar az ve sermaye birikiminden yoksun, geri kalmış bir ülke konumundaydı. Bu Kongrenin ortaya konulan fikirler açısından o devrin Türkiye iktisadını yeniden inşa etmede büyük katkıları olmuştur.
1981 yılında düzenlenenII. İzmir İktisat Kongresi ise, iktisadi ve siyasi bunalımların gözlendiği, iktisadi olarak içe dönük sanayileşmenin yarattığı bunalımların biriktiği ve hemen ardından bu alanlarda büyük değişimlerin gözlendiği bir dönemde düzenlenmiştir.
1992 yılında düzenlenenIII. İzmir İktisat Kongresi, bu değişim ortasında olan ve coğrafi açıdan etrafında siyasi çalkalanmaların gözlendiği Türkiye için, iktisadi açıdan gelecek yüzyıla hazırlanmada, hedefleri belirlemede, kamu ve özel kesimin fikirlerini ortaya koymada önemli bir yere sahiptir.
1930 yılında Merkez Bankası kurulmuş ve Türk Parasını Koruma Kanunu TBMM'de kabul edilmiştir. Merkez Bankası özerk bir yapıya sahiptir ve para politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynar.
1950'li yıllarda Demokrat Parti iktidarları, dünyadaki gelişmelerin de etkisiyle daha açık bir ekonomiyi desteklemiştir. DP iktidarları, geçmiş yılların aksine özel sektöre ve tarıma ağırlık vermiştir.Marshall Yardımları ile tarımda makineleşme hızlanmış yeni alanların tarıma açılmasıyla tarımsal üretim artışa geçmiştir. Ancak on yılın sonraki aşamalarında fiyatların tarım işkolu aleyhine geçmesi ve DP'nin beklediği seviyelerin aksine düşük kalan sıcak para akışı nedeniyle beklenen başarılar elde edilememiştir. Demokrat Parti on yılın ikinci yarısında zorda kalan tarım işkolunu destekleme amacıylaToprak Mahsulleri Ofisi'ni aktif bir şekilde kullanmıştır. Ancak bu kullanım ülkeye mali bir yük oluşturmuştur. 1950'ler aynı zamanda dış ticaretin serbestleştiği özellikle mamul malların ithalatının kolaylaştığı yıllar olmuştur.[40]
II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet iktisadıyla yaşayan toplum, 1950'den sonraABD'nin de etkisiyle büyük bir sanayi kalkınma sürecine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı.Anadolu'nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyarAmerikan dolarından fazla borç oluştu.Güneydoğu Anadolu Projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları hâlen sürmektedir.
1960'larda, Türkiye tarım işkolunu temel alan anlayıştan sanayileşmeye önem veren anlayışa geri döndü. Askeri yönetim tarafından kurulanDevlet Planlama Teşkilatı, 1950'lerde yaşanan seçmene yönelik popülist politikaların yerine daha planlı bir ekonomik politika yaratma çabasının en önemli göstergesidir. Oluşturulan Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, iç pazara yönelik sanayileşmeye önem vermekte ve tarım işkolunu ihmal etmekteydi. 1965 yılında tek başına iktidar olan Adalet Partisi DPT'nı özel sektörü desteklemek için kullandı. ÖzellikleTurgut Özal'ın DPT müsteşarı olmasıyla özel sektöre verilen önem yükseldi.
Ortalama %6'nın üzerindeki iktisadi gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikleİstanbul,İzmir ve Batı bölgeleri, 1980'den sonra da bütünAnadolu illerinde büyük sermaye ve sanayi oluştu. Bir milyarAmerikan doları ve üzeri sermayeye sahip holding sayısı 25'i geçti. Bunun altındaki yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket ve oluşan işçi sınıfı dinamik bir iktisadın taşıyıcıları oldular.Arap ülkelerindepetrol sayesinde oluşan refah, Türkiye'de toplumun çalışmasıyla zor şartlarda oluştu.
24 Ocak Kararları ile 1980 öncesi dönemde uygulanan ithal ikameci büyüme stratejisi terk edilerek dışa açık büyüme stratejisi uygulamaya konulmuş ve büyüme stratejisi, temel olarak, verimlilikte artış sağlamayı ve iktisadın rekabet gücünü artırmayı amaçlamıştır. Bu çerçevede, piyasa iktisadının kurumsallaşması yönünde adımlar atılmıştır.
TürkiyeOECD (1961) veG20 büyük ekonomilerinin (1999) bir kurucu üyesidir. 31 Aralık 1995 yılından bu yana, Türkiye ayrıcaAB Gümrük Birliği'nin bir parçasıdır.
Birçok ekonominin son küresel mali durgunlukta kurtarılabilirliği mümkün olmakla birlikte, Türk ekonomisi, Avrupa'nın en hızlı büyüyen ekonomisi olarak ayakta kalmış, 2010 yılında %9.2 ve 2011 yılında %8,5 oranında genişlemiş ve Dünya'nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olmuştur. Bu nedenle, Türkiye 2004 yılından bu yana "AB Maastricht kriterlerinde yüzde 60" kamu borç stoku karşılama oranına sahiptir. Benzer şekilde, 2002'den 2011'e bütçe dengesi AB Maastricht kriterlerinde bütçe açığı yüzde 3'ten daha az, yüzde 10'dan daha fazla bir şekilde düşmüştür.[41]
Dünya Bankası, 2007 yılında kişi başına düşenGSYİH açısından Türkiye'yi üst-orta gelirli bir ülke olarak sınıflandırmıştır.[48] Lisans üstü ödeme ortalama 2010 yılında adam-saat başına 10,02 dolar kadardır.
Forbes dergisi tarafından yapılan bir ankete göre, İstanbul, Türkiye'nin mali sermaye başkentidir, 2013 yılında toplam 37 milyarder bulunan şehir Moskova (84 milyarder), New York (62 milyarder), Hong Kong (43 milyarder) ve Londra'nın (43 milyarder) ardından dünyada 5'incidir.[49]
2009 yılında Türk hükûmeti geçici otomobilvergi kesintileri, ev aletleri ve konut gibi 2007-2012 küresel finansal krizin etkilerini azaltmak için bazı çeşitli ekonomik teşvik önlemlerini tanıtmıştır. Sonuç olarak, dayanıklı tüketim malları üretimi, otomotiv üretimindeki azalmaya rağmen, %7,2 oranında artmıştır.[50]
TürkHisse Senedi Piyasası ve kredi derecelendirme kuruluşları olumlu yanıt vermiştir. The Economist'e göre, Türkiye'de hisse senedi fiyatları neredeyse 2009 yılı boyunca iki katına çıkmıştır.[51] 8 Ocak 2010 tarihinde Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's Türkiye'nin notunu bir kademe yükseltti.[52] 2012 yılında, Fitch 18 yıllık boşluk sonrası yatırım notunu (uzun vadeli yabancı para cinsinden Temerrüt Derecelendirmesini (IDR) BBB-'den BB+'ya yükseltti ve IDR BB+'dan BBB'ye (uzun vadeli yerel para birimi BBB'ye yükseltildi)) Türkiye'nin kredi notunu yükseltti.[53] bunu, Mayıs 2013'te Moody's'in bir derecelendirme yükseltmesi izledi, düşük hizmet yatırım notu Baa3 ile Türkiye'nin devlet tahvili notunu yukarı çekti. Karar Moody's'in iki yılda ilk yatırım dereceli Türkiye notunu ve puanını artırmak için ülkenin "önemli ekonomik ve kamu maliyesi metriklerinde görüntülenen en son ve gelecekte beklenen gelişmeler" temelinde olduğunu resmî tablosunda belirtmiştir.[54][55]
Türk CumhurbaşkanıAbdullah Gül, Türkiye'nin finans kurumlarının küresel ekonomik krizin olduğu bir dönemde, son üç yıl içinde kâr elde ettiğini ve Türkiye'nin bunu yapan nadir ülkelerden biri olduğunu söyledi. Türkiye dünyanın en büyük on beşinci, Avrupa'nın altıncı büyük ekonomisidir ve Türk ekonomisi 2010 yılının ilk altı ayında %11 büyümüştür. Türkiye ekonomisi OECD içinde en büyük büyüme oranına sahip ülkedir. Uluslararası Para Fonu'na göre (IMF) Türkiye millî gelir artışında Çin'i, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya ve Japonya'yı aşacaktır.[41]
Atatürk Barajı,Güneydoğu Anadolu Projesi'ndeki 22 barajın en büyüğüdür. Proje, 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1,82 milyon hektarlık arazinin sulamasını içermektedir. Projenin toplam maliyetinin 32 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Santrallerin toplam kurulu gücü 7476 MW olup yıllık enerji üretimi 27 TWh olarak tahmin edilmektedir.
Türkiye topraklarının %24,5'i 1., 2. ve 3. sınıf topraklardan oluşur. Tarım topraklarının %90'ı bu nitelikli topraklardan oluşur. 77,9 milyon hektar Türkiye arazisinin 26,3 milyon hektarı tarımda kullanılır. Miras ve arazi hukuku nedeniyle sürekli parçalanarak küçülen tarla büyüklüğü ortalama 60 hektara inmiştir.[56] Tarımın 2002 yılında millî gelire (230,5 milyar$) katkısı %10,3 (23,7 milyar$) seviyesindedir. 2011 yılı millî gelir 772,3 milyar $, tarım geliri 62,7 milyar$ ile millî gelirin %8,1'idir. 2002 yılında toplam istihdamın (21,3 milyon), %34,9'u (7,4 milyon) tarımda çalışmaktadır. 2011 yılında ise 24,1 milyonluk toplam çalışan sayısının 6,1 milyonu (%25,5) tarımda çalışmaktadır. Tarımda çalışanların oransal olarak önemli ölçüde azalması gelişen ülkelere has bir özelliktir. Türkiye'de 1968 yılında tarımsal GSYİHnin ekonomideki payı %33,5 iken 2010 yılında %9,1'e gerilemiştir.[57]
Tarım dışı sektörler (sanayi, hizmet, turizm vb.) daha fazla büyüdüğü için tarımda çalışanlar ilerleyen yıllarda azalmaya devam edecektir. 2002 yılında millî gelir 3.492 $ iken çiftçinin geliri 1.064 $'dır. 2011 yılında millî gelir 10.444 $, çiftçinin millî geliri 3.653 $'dır. Tarımın ihracattaki payı oran olarak fazla değişmese de miktar olarak artmıştır: 2002 yılı; 36 milyar$ toplam ihracat, 4 milyar $ tarım ihracatı (%11,2). 2011 yılı; 134,9 milyar $ toplam ihracat, 15,3 milyar $ tarım ihracatı (%11,3) yapılmıştır.[56]
Ekonomik sektörlerinGSYİH içindeki payı (2014)[59]
Tarım (%6)
Sanayi (%28.3)
Hizmet (%59.8)
İnşaat (%6.0)
Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet temel tüketim ve ara malları alanında ithal ikamesi sağlamak amacıyla un, şeker, pamuk ile kömür, demir ve akaryakıt üretimine özellikle öncelik vermiş, cumhuriyetin ilk on bir yılında dört şeker fabrikası açılmıştır.
Demokrat Parti iktidarları, geçmiş yılların aksine özel sektöre ve tarıma ağırlık vermiştir.Marshall Yardımları ile tarımda makineleşme hızlanmış yeni alanların tarıma açılmasıyla tarımsal üretim artışa geçmiştir. Bu dönemde sanayileşmeye ağırlık verilmemiştir. Dışa açılmayla ile birlikte mamul malların ithalatı kolaylaşmış, bu da ithal ikamesi yoluyla sanayileşme politikasının oluşturduğu sanayiyi zora sokmuştur.
1960'larda Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulması ile birlikte sanayileşme yeniden önem kazanmış ve yine ithal ikamesi yolu benimsenmiştir. Özellikle Adalet Parti iktidarı ile birlikte iç pazara yönelik üretim yapan sanayi kuruluşları bu teşkilat aracılığıyla desteklenmiştir. Ancak teşkilatın özerk olmaması bir süre sonra etkisini azaltmış ve beklenen uzun vadeli sonuçlardansa, kısa vadeli ve tüketim mallarının üretimine önem veren bir sanayi anlayışı ortaya çıkmıştır.
1980'lerde dışa açılmanın hız kazanması ile birlikte ithal ikamesi yoluyla sanayileşme politikası uygulanabilirliğini ve global konjonktür içinde geçerliliğini yitirmişti. Daha önceki on yıllarda sanayisini ithal ikamesinden, katma değerli ürünler üreten bir sanayiye çeviremediği için Uzak Doğu'da Japonya ve Güney Kore, Avrupa'da İtalya ve İspanya gibi örneklerde görülen ekonomik mucizeleri gerçekleştirememiştir. Bu dönüşümün gerçekleşmemesinin en önemli sebebi siyasal iktidarların gerekli iradeyi göstererek uzun vadeli hedeflere odaklanmak yerine günü kurtarmayı tercih etmesidir. Global rekabet gücü zayıf Türk sanayisi, hızlı bir dışa açılma karşısında zayıf kalmıştır.
Türkiye'de sanayinin GSYİH içindeki payı 1980'lerin sonunda %34'ten 2013'te %27'ye kadar düşmüştür. Türkiye'de sanayinin 21. yüzyılın başında aşması gereken en önemli sorunlar, düşük tasarruf ve yatırım oranları, kadınların iş gücüne katılımının düşüklüğü, eğitim seviyesinin ve kalitesinin düşüklüğü ile araştırma-geliştirme bütçelerinin azlığıdır. Bu eksilerle birlikte Türk sanayisi ucuz ve görece nitelikli iş gücü ile özellikle otomotiv, dayanıklı tüketim mamulleri ve giyim işkolunda dış yatırımları çekmektedir.
Türkiye Vestel üretilen ve 2006 yılında kıtadaki satılan tüm televizyonlar bir dörtte, Avrupa'nın en büyük televizyon üreticisi konumundadır.[60] Ocak 2005 itibarıyla, Vestel ve onun rakibi Türk elektronik ve beyaz eşya markası Beko, Avrupa'da üretilen tüm televizyonların yarıdan fazlasını sağlamıştır.[61] Başka bir Türk elektronik markası Profilo-Telra, 2005 yılında Avrupa'nın en büyük üçüncü TV üreticisi oldu.[62] Tüketici elektroniği alanındaki Türk kuruluşlarının AB pazar payı, AB ile Türkiye arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması ile önemli ölçüde artmıştır: bu artış dijital cihazlarda %3'ten %15'e 2005 yılında %50'den fazla, 1995 yılında %5 den fazla renkli TV ve %3 den %18'e beyaz eşyada olmuştur.
Türk şirketleri, 2006 yılında 13.98 milyar dolar değerinde giyim ihracatı yapmış; bunun 10.67 milyar dolardan fazlası (%76.33) AB üyesi ülkelere yapılmıştır.[63]
TEMSA,Otokar veBMC gibi Türk otomotiv kuruluşları dünyanın en büyük kamyonet, otobüs ve kamyon üreticileri arasında yer almaktadır.
2008 yılında Türkiye (Birleşik Krallık arkasında ve İtalya'nın üzerinde), Avrupa'da beşinci büyük üretici olarak ve dünyanın on ikinci en büyük üreticisi olarak sıralamada yer aldı ve 1.225.400 motorlu taşıt üretti.[64][65]
Otomotiv sanayisi 1960'ların sonlarından bu yana ekonominin önemli bir parçasıdır. İşkolunda etkinlik gösteren kuruluşlar ağırlıklı olarak Marmara Bölgesi'nde yer almaktadır. Araba üreticileri ve parça tedarikçilerinin bir kümelenmesi ile, Türk otomotiv işkolu, 2008 yılında motorlu taşıt ve bileşenlerinde 22.94 milyar dolar değeri üzerinde ihracat ile üretim üslerinden küresel ağın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.[66][67]
TÜLOMSAŞ (1894),TÜVASAŞ (1951) veEUROTEM (2006) yüksek hızda EMU ve DMU modelleri içeren Türkiye'de çok üniteli tren, lokomotif ve vagonlarda büyük üreticiler arasında yer almaktadır.
Türkiye dünyanın önde gelen gemi uluslarından biridir; 2007 yılında Türk tersaneleri sayı bakımından (İtalya, ABD ve Kanada'nın arkasında) Dünyada 4., sipariş edilen gemi ve sayısı bakımından (Çin, Güney Kore ve Japonya'nın arkasında) mega yat siparişlerinde Dünyada 4'üncü sırada yer almaktadır.[68]
Türkiyeçelik üretimi yapan ülkeler listesinde 8. sırada yer almaktadır. 2013 yılında, toplam çelik üretimi 29 milyon ton olmuştur.[72] Türkiye'nin ham çelik üretimi, 2011 yılında 34,1 milyon ton gibi rekor bir seviyeye ulaşmıştır.[73] Kayda değer üreticiler (2 milyon ton üzeri üretim yapan) ve üst çelik üreten şirketler arasında:
Erdemir (7.1 milyon ton) (47.) (Sadece Erdemir-Türkiye; Erdemir-Romanya dahil değildir)
TÜBİTAK, Türkiye'de kalkınma, bilim, teknoloji ve yenilik politikaları için önde gelen bir devlet kuruluşudur.[74]TÜBA Türkiye'de bilimsel etkinliklerin teşviki için özerk bir bilimsel kurumdur.[75]TAEK Türkiye'nin resmî nükleer enerji kurumudur. Hedefleri arasında akademik nükleer enerji araştırma ve geliştirme ve barışçıl nükleer araçların uygulanması bulunmaktadır.[76]
Askeri teknolojilerde araştırma ve geliştirme için Türk hükûmetinin diğerleri kuruluşları arasındaTUSAŞ,Aselsan,Havelsan,Roketsan veMKE vardır. TürkUzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi Türk Havacılık ve Uzay Sanayii ve Millî Savunma Bakanlığı tarafından işletilen bir uzay aracı üretim ve sınama tesisidir. TürkUzay Fırlatma Sistemi Türkiye'nin uzay aracı fırlatma yeteneğini geliştirmek için bir projedir. Bir uzay limanı yapımı, uydu fırlatma araçlarının geliştirilmesi yanı sıra uzak yer istasyonlarının kurulmasını içerir.[77][78][79]
Türk inşaat ve müteahhitlik işkolu dünyanın önde gelen, en rekabetçi ve dinamik inşaat/müteahhitlik işkollarından biridir. 2009 yılında 33 Türk inşaat/müteahhitlik şirketi toplamda Türk inşaat/müteahhitlik işkolu için Engineering News-Record tarafından hazırlanan bir araştırmada En Büyük Uluslararası Müteahhitler Listesinde Çin'in ardından Dünyanın en büyük ikinci kümelenmesi seçildi.[80][81][82]
Aşağıdaki tablo 1980-2020 yılları arasında gösterge niteliğindeki temel ekonomik verileri göstermektedir. %5'in altındaki enflasyon yeşil renkle gösterilmiştir.[83][84]
2013 yılı itibarıyla Türkiye'de 55 sivilhavaalanı[90] bulunmaktadır ve bunların 22 tanesi uluslararası havalimanı statüsündedir. ACI verilerine göre Mart 2015 sonu itibarıylaİstanbul Atatürk Havalimanı 15. en yoğun havalimanıdır.[91] İstanbul'un yeni (üçüncü) uluslararası havalimanının yılda 150 milyon yolcuya hizmet verecek şekilde, dünyanın en büyük havalimanı olması planlanıyor.[92][93][94]Türk Hava Yolları, 1933 yılından bu yana Türkiye'ninbayrak taşıyıcısıdır.[88][95]Türk Hava Yolları Dünya çapında 126 ülkede 435 noktaya uçuş gerçekleştirerek dünyanın en çok ülkesine uçan havayolu şirketi olmuştur.[89]
Demiryolu ağı toplam uzunluğu elektrikli hat olarak 2133 km olmak üzere, 2008 yılında 10.991 km ile dünyada 22. sıradadır.[96]TCDD 2003 yılındayüksek hızlı demiryolu hatları inşa etmeye başladı. Ankara'dan Eskişehir üzerinden İstanbul'a 533 km uzunluğa sahip ilk hat büyük oranda yapılmıştır ve hizmete alınmıştır. Bu iki şehir arasındaki 6-7 saatlik yolculuk süresini 3 saat 30 dakikaya indirmiştir. İlk etapta 245 km'lik ve 65 dakikalık bir tahmini yolculuk süresine sahip Ankara-Eskişehir hattı tamamlanmıştır. Denemeler 23 Nisan 2007 tarihinde başlamış ve gelir kazanç hizmeti 13 Mart 2009 tarihinde başlamıştır. Hattın Eskişehir-İstanbul bölümü 2012 yılında hizmete girmiştir.Marmaray tüp geçit tüneli ileAvrupa veAsya kıtası arasındaki ilk doğrudan demiryolu bağlantısını kurulmuştur. Ankara-Konya arasında 212 km'lik uzunluğa sahip ikinci yüksek hızlı demiryolu hattı, 2011 yılında işletime geçmiştir.[97] Osmaneli-Bursa, Polatlı-İzmir ve Ankara-Sivas yüksek hızlı demiryolu hatları inşa halindedir.[98]
2016 yılı itibarıyla, ülkede 2159 km otoban ve 20.825 km bölünmüş yol olmak üzere, karayoları genel müdürlüğünün sorumluluğunda 66.437 km'lik bir karayolu ağı vardır.[99]
2010 yılı itibarıyla, Türk deniz ticaret filosu dünyada 7. sıradadır, 1199 gemi (kayıtlı 604 dâhil) bulundurmaktadır.[96] Türkiye'nin kıyı şeridi gezilebilir su yolları 1.200 km'dir.[96]
2008 yılında ülkenin topraklarına yayılmış doğal gaz boru hatları 7555 kilometre (4694 mil) ve petrol boru hatları 3636 kilometredir (2259 mil).[96]
2008 yılı itibarıyla, dünyada 18. sırada[96] yer alan Türkiye, 17.502.000 işletimde sabit telefona sahiptir; aynı yıl içinde dünyada 15. sırada yer alan ülkede 65,824,000 kayıtlı cep telefonu bulunmaktadır.[96] En büyük sabit telefon operatörü olanTTNET ayrıca Türkiye'nin en büyük internet servis sağlayıcısıdır ve sahibiTürk Telekom olmaktadır. Ülkenin en büyük cep telefonu operatörleri arasındaTurkcell,Vodafone Türkiye veTürk Telekom bulunmaktadır.
Telekomünikasyon Kurumunun kurulmasının ardından 2004 yılında başlayan telekomünikasyon özelleşme süreci hâlen devam etmektedir. Özel sektör şirketleri mobil telefon, şehirlerarası telefon ve internet erişimi etkinliklerinde bulunmaktadır. Ek sayısal borsalara abonelikte hızlı bir artış vardır; teknolojik açıdan gelişmiş şehirlerarası gövde hatları ağı inşası, fiber optik kablo ve sayısal mikrodalga radyo rölesi gibi her ikisini birden kullanarak, kent merkezleri arasındaki iletişimi kolaylaştırmaktadır.[96] Mobil-hücresel telefon servisine abone sayısı hızla büyürken, ülkenin uzak bölgeleri, bir yerel uydu sistemi ile ulaşılır olmaktadır.[96]
Ana hat uluslararası telefon hizmeti SEA-ME-WE 3 denizaltı haberleşme kablosu ile İtalya, Yunanistan, İsrail, Bulgaristan, Romanya ve Rusya ile Türkiye'yi birbirine bağlar, Akdeniz'de ve Karadeniz'de denizaltında fiber optik kablo ağları bulunmaktadır.[96] 2002 yılında, 12 Intelsat uydu yer istasyonu vardı; ve Inmarsat ve Eutelsat sistemlerinde 328 mobil uydu terminalleri bulunmaktaydı.[96]
2001 yılı itibarıyla, ülkede 16 AM, 107 FM ve 6 kısa dalga radyo istasyonu vardır.[96]
2008 yılı itibarıyla, dünyada 15. sırada yer alan Türkiye'de, 24.483.000 internet kullanıcısı vardır; 2009 yılı itibarıyla, dünyada 27. sırada yer alan ülkede 2.961.000internet barındırıcısı vardır.[96]
Türkiye son yıllarda çok önemli bir turizm merkezi haline gelmiş bulunmaktadır.1980 yılında sadece 326 milyon dolar olan turizm gelirleri, yaklaşık 24 kat artarak2001 yılında 8,1 milyar dolar düzeyine yükselmiştir. Turizm gelirlerindeki yıllıkortalama artış oranı yüzde 16,5 olmuştur.[100]
Kaliteli tıbbi hizmetleri ve yetenekli doktorları ile Türkiye, düşük fiyatları ve Avrupa ile Orta Doğu arasındaki konumu ile önemli bir sağlık turizmi bölgesi olmuştur. Yabancı turist sayısı 2002 ve 2005 yılları arasında 12.8 milyondan 21.2 milyona ulaşmıştır ki, bu sayı Türkiye'yi "Yabancı Ziyaretçiler için En İyi 10 Ülke" sıralamasına sokmuştur.
Merkez Bankası 1930 yılında kurulmuştur. Osmanlı Devleti zamanında merkez bankası statüsü İngiliz-Fransız ortak sermayesi ile kurulmuş olan Bank-ı Osmani-i Şahane'ye aitti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Türkiye'de kâğıt para basma hakkını tek başına elinde bulundurmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin para ve kredi politikasını yürüten banka bağımsız bir ekonomik kuruluş konumundadır.[101]
Türkiye'de ilk resmî borsa 1866 yılındaDersaadet Tahvilat Borsası adıyla kurulmuştur. Günümüze kadar birçok isim ve adres değişikliği yaşayan Türkiye borsaları istikrara 1985 yılında kurulup, 2 Aralık 1986 tarihinde ilk seansını açanİstanbul Menkul Kıymetler Borsası ile kavuşmuştur. Bu borsa da 2013 yılında bir isim revizyonuna giderekBorsa İstanbul adını ve BIST kısaltmasını almıştır. Borsa İstanbul'un ortaklık yapısı incelendiğinde en yüksek paya %49 ileHazine Müsteşarlığı'nın sahip olduğu, müsteşarlığı %36.6 payla Borsa İstanbul A.Ş'nin, %5 pay ileNASDAQ'ın, %1.3 pay ile Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği'nin takip ettiği görülmektedir. Geriye kalan %8.1'lik pay diğer ortaklara aittir.[102]İstanbul Altın Borsası 1995 yılında kurulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ile devlet bankacılık işkolunu canlandırmak amacıyla devlet bankaları kurmuştur. Devletçiliğin güçlendiği dünya savaşı öncesi 1929-1939 yılları arasında devlet bankalarının sayısı ve ağırlığı artmıştır. 1929 yılından sonra neredeyse 50 yıl yabancı sermayeli banka kurulmamıştır. İşkolu 1980 sonrası deregülasyonlarla rahatlamış, 1990 yılından sonra ise son derece aktif hale gelmiştir. Ancak bu yıllarda devlet ile yakın ilişkileri olan iş adamlarına tanınan imtiyazlar ve düzenlemelerdeki boşluklar sebebiyle birçok banka halk arasında "hortumlama" olarak bilinen faaliyetlerde bulunmuş ve işkolu 1990'ların sonunda bir çıkmaza girmiştir. Bu çıkmaz 2000 ve 2001 yıllarında iki krizin patlak vermesine önemli ölçüde sebep olmuştur. Krizler sonrasındaKemal Derviş'in katkılarıyla yeniden düzenlenen bankacılık sistemi çok daha sağlıklı bir çerçeveye oturtulmuştur. Bugün Türkiye'nin en büyük şirketleri bankalar olmuştur.Fortune dergisinin Global 2000 isimli dünyanın en büyük 2000 şirketinden oluşturulan listede Türkiye'yi temsil eden 12 şirketin 5'i bankalardır.[103]
Tahviller, Türkiye'deTürk Ticaret Kanunu kapsamındaanonim şirketler tarafından ihraç edilebildikleri gibi devlet tarafından daihraç edilebilirler. Devlet tahvili olarak adlandırılan bu tür tahviller, devletin 1 yıldan uzun vadeliborçlanma ihtiyaçlarını karşılamak içinHazine Müsteşarlığı aracılığı ile ihraç ettiği borçlanma senetleridir. Devlet iç borçlanma senedi (DİBS) niteliğindeki bu finansal aracın anapara geri ödemesi ve faiz getirisi devletin garantisi altındadır. Tahviller, ihraç eden kurum açısından, bir borçlanma kâğıdı niteliğinde olmakla birlikte,borç veren karşı kişi ve/veya kurum açısından bir yatırım aracı niteliği taşırlar. Dolayısıyla tahvile yatırım yapan bir yatırımcının beklentisi, tahvil ihraç eden kuruma ödünç verdiği anaparanın getirisi olarak,faiz geliri elde etmek ve ödünç verdiği para ile birlikte bunu tahsil edebilmektir. Tahvil ihraç eden kurumun tahvilin vadesi boyunca elde edeceği faaliyet sonuçlarına göre oluşacakkâr/zarar durumu yatırımcınınanaparasının vefaiz getirisinin ödenmesi ile ilişkilendirilmez.[104]
Faiz veanapara geri ödemeleri, her durumda, tahvil ihraç eden kurum için bir mükellefiyettir (obligasyon). Bu nedenledir ki tahvil ihraç uygulamaları ve alım-satım işlemleriTürk Ticaret Kanunu (TTK) çerçevesinde veyatırımcıların korunması amacıyla ancak,Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) veBankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK),Hazine Müsteşarlığı gibi sektör vepiyasa düzenleyici kamusal kurumların oluşturduğu düzenlemeler kapsamında yapılabilir ve müteakiben denetlenir. Bono ise tahvil ile aynı nitelikte olmakla birlikte kısa vadeli bir borçlanma aracıdır ve ıskonto edilerek ihraç edilir.[104]
İşletme tarafından üretim kapasitesini doğrudan artırmaya yönelik olmayan, sadece kıymetli bir evrakı satın almak amacıyla yapılan harcamalar ise mali yatırımlar olarak adlandırılır (Balçık, 2003, 4). Tanımda geçen kıymetli evrak uygulamada karşımıza tahvil ve hisse senedi olarak çıkmaktadır. Gerçekten de her iki finansal enstrüman ticaret hukuku açısından kıymetli evrak niteliğindedir. Buna ilaveten taşınabilir ve alım-satıma konu edilebilme özellikleri tahvil ve hisse senedine menkul kıymet niteliği kazandırmaktadır. Bu durumda tahvil ve hisse senetlerine yapılan yatırımları menkul kıymet yatırımları olarak adlandırmak mümkündür.[104]
Forbes dergisi tarafından dünyanın en büyük 2000 kamu şirketi yıllık sıralamasında - 2014 yılında, 12 Türk şirketi Forbes Global 2000 listesinde yer almıştır.[105] Bankacılık işkolu listesinde 2 şirket, takip eden telekomünikasyon işkolu listesinde 5 şirket yer aldı, ulaşım ve içecek işkollarından birer şirketin ardından 2konglomerat yer aldı. Halka açık şirketler şunlardır:
2012 yılı itibarıyla, Türkiye'nin ana ticaret ortakları arasındaAlmanya,Rusya veÇin bulunmaktadır.[106] AB menşeli yabancı yatırımdan yararlanan Türkiye, ülkeye ihracatta ve sanayi üretimini artırmak için 1995 yılında imzalanan Avrupa Birliği ile gümrük birliğinde çıkar sağlamıştır.[107]
Türkiye aynı zamanda Orta ve Doğu Avrupa veBDT içinde 1.5 milyar dolardan fazla doğrudan yabancı yatırımlarda kaynak sağlamıştır. Ülke olarak Rusya'da %32 oranında yatırım yapılmış, birincil olarak Karadeniz komşuları Bulgaristan ve Romanya'da doğal kaynaklar ve inşaat işkolunda %46 oranında yatırım yapmıştır. Türk şirketlerinin yaklaşık 100 milyon dolar civarı Polonya'da büyükçe birDYY sermayesi vardır.
İnşaat ve müteahhitlik şirketleri önemli oyuncuları arasındaEnka,Tekfen,Gama veÜçgen İnşaat bulunur, yanı sıra üç sanayi topluluğu arasında AnadoluEfes Grubu,Şişecam Grubu veVestel Grubu bulunur. Ülke dış satımı 2007 yılında 115.3 milyar dolara ulaştı, ancak ithalat çoğunlukla doğal gaz ve ham petrol gibi enerji kaynaklarında artan talep nedeniyle, 162.1 milyar dolara yükselmiştir.[108] 2015 yılı itibarıyla Türkiye'nin ana dış satımı 153,6 milyar dolar ve ana dış alımı 204,3 milyar dolardır. Son yirmi yılda ihracatta önemli bir değişim olmuştur. Doğal gazın payı 1980 yılında %74, 1990 yılında %30 ve 2005 yılında %12 düşmüştür. Orta ve yüksek teknoloji ürünlerinin payı, 1980'de %5'e, 1990'da %14'e ve 2005 yılında %43'e çıkmıştır.
2022 yılında Türkiye'nin toplam ihracaatı 253.6 milyar dolar iken[109] bu rakam 2023 yılında 255.8 milyar dolar olmuştur.[110]
Türkiye'de, dünyada üretimi yapılan 90 madenden, 60 kadarının üretimi yapılmaktadır.MTA verilerine göre dünyada 132 ülke arasından maden üretim değeri açısından 28. sıradadır. Maden çeşitliliğinde 10. sıradadır. Üretimi ve ticareti dünya ölçeğinde yapılan 90 madenden 13'ü Türkiye'de bulunmamaktadır. 50 madende yeterli kaynağı bulunurken 27 maden işletme açısından ekonomik değildir. Bu veriler ışığında Türkiye maden çeşitlilik ve miktarı açısından kısmen kendine yeten bir ülke kabul edilir.[111]
Türkiye'de madenciliğin GSYH içindeki payı 2009 yılında %1,5 ile gelişmiş ülkeler ortalamasının (%4) oldukça altındadır. Türkiye maden ihracatından elde ettiği gelir; 2004 yılında 0,65 milyar $, 2008'de 2,1 milyar $, 2009'da 1,58 milyar $ olarak gerçekleşmiştir. 2000 yılında 1,6 milyar $ olan madenciliğin GSYHya katkısı, 2014 yılında 15,7 milyar $'a yükselmiştir.[112]
Türkiye kaliteli ve bol olan madenlerini ihraç ederken, ülkede bulunmayan ve sanayinin ihtiyacı olan madenleri ithal etmektedir. Türkiye mermer (doğal taşlar), bor, krom, manyezit, sodyum feldspat, bakır, çinko, barit, alçı, ponza ihraç etmektedir. Kömür, demir, fosfat, doğal taşlar ve mermer, bakır, manyezit, krom, potasyum feldspat, kükürt, grafit, silis kumu ithal etmektedir.[111]
Bor varlığı bakımından Dünyanın %72'lik rezervi ile ilk ülkesidir. Türkiye dünyadaki sanayi hammadde madenlerinin %2,5'ini, kömür madenlerinin %1'ini, jeotermal enerjinin %0,8'ini, mermerin %33'ünü, metalik madenlerin %0,4'ünü barındırmaktadır.[112] Ayrıca demir, bakır, alüminyum, magnezyum, mermer gibi birçok doğal kaynak işlenerek tüketilmekte ve ihraç edilmektedir.
Türkiye, enerji ihtiyacı olarak, petrol tüketiminin yaklaşık %90'ını ithalat ile karşılıyor. 1990'lı yıllarda doğalgaz kullanımına son derece yoğun bir biçimde geçiş yaşandı. Özellikle büyük kentlerin ısınma sistemleri doğalgazla çalışır hale getirildi. Hidroelektrik üretim biçimi açısından elinde çok büyük fırsatlar olan bir ülke olmasına karşın Türkiye, doğalgazı elektrik üretiminde de kullanmaya başladı. Doğalgaz ve petrol rezervi bulunan Türkiye petrol ve doğal gaz ihraç eder. Ancak OPEC'e üye değildir.
Türkiye, kömür de ihraç etmektedir,[kaynak belirtilmeli] ne var ki, kalitesiz ve taklit olan ayrıcaÇernobil faciasına damgasını vuran ithal Sibirya kömürü de pazarlarda daha fazla yer kaplıyor.Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı ya da kısacaBTC,Azerbaycan petrolünüGürcistan üzerindenTürkiye'ninAkdeniz kıyılarına taşımayı amaçlayan birpetrol boru hattı projesidir. Tüm Dünya'da ucuz ve istikrarlıenerji kaynaklarına sahip olabilmek için yoğun bir mücadelenin yaşandığı veSovyetler Birliği'nin 1991 yılının sonunda resmen dağılmasının ardındanKafkaslar veHazar Denizi çevresinin bu mücadelenin en çok hissedildiği bölge olduğu düşüldüğünde BTC Boru Hattı'nın stratejik bir öneme sahip olduğu söylenebilir.
Nüfusun artan enerji ihtiyaçlarını karşılamak ve yaşam standartlarında sürekli yükseltmeyi sağlamak için, Türkiye birkaç nükleer santral inşa etmeyi planlamaktadır. Deneysel reaktör inşası ardından, büyük ölçekli nükleer santral inşa etme önerileriTAEK tarafından erken 1950'lerde sunulmuş,[113] ancak çabalar ve defalarca ilgili üreticiler tarafından üretilen teklifler, yüksek maliyetler ve güvenlik kaygıları nedeniyle iptal edilmiştir. Türkiye her zaman yerel ve çevrimiçi yakıt ikmali yapılabilir, ucuz ve kullanılabilir doğal uranyum yakanCandu nükleer reaktörlerini seçmiştir. CANDU Reaktörleri nükleer silah sınıfı plütonyum üretmek için idealdir ve bu Türkiye'nin komşuları arasında huzursuz duygulara neden olmuştur. Türkiye'nin ilk nükleer güç santrallerinin Akdeniz kıyısındaMersin'inAkkuyu bölgesinde (bakınızAkkuyu Nükleer Enerji Santrali) inşa edileceği beklenmekte; Karadeniz kıyısındaSinopİnceburun bölgesinde (bakınızSinop Nükleer Enerji Santrali); ve yine Karadeniz kıyısındaKırklareli'ninİğneada bölgesinde de (bakınızİğneada Nükleer Enerji Santrali) birer santralin yapımı beklenmektedir.
Sürdürülebilir enerji gelişiminin desteklenmesi ve enerji projeleri için yatırım çekme, arttırıcı enerji güvenliği konusunda veAB iç enerji pazarı ilkeleri temelinde üye devlet enerji piyasalarının yakınsaklığı gibi Türkiye'nin dört önemli konusu vardır:ABINOGATE enerji programının, bir ortak ülkesi olmakta ve yaygın ve bölgesel çıkarları bulunmaktadır.[115]
Türkiye'de yenilenebilir enerjinin toplam enerji üretimine oranı %25-26 civarında olmakta, bu iki AB ortalamasında bulunmaktadır.[kaynak belirtilmeli] Türkiye 2023 yılına kadar bunu %30'a yükseltmeyi planlamaktadır.[116][daha iyi kaynak gerekli]
9 Ağustos 1991'de, Türk Çevre Bakanlığı'nın (şu andaÇevre ve Şehircilik Bakanlığı) kurulmasıyla birlikte, Türkiye en önemli çevre sorunlarından bazılarını ele alarak önemli bir ilerleme yapmaya başlamıştır.[117][118] Bu bağlamda en etkileyici gelişmeler İstanbul ve Ankara'daki hava kirliliğinin önemli miktarda azalması olmuştur. En acil ihtiyaçlar arasında su arıtma tesisleri, atık su arıtma tesisleri, katı atık yönetimi ve biyoçeşitliliğin korunmasıdır.[kaynak belirtilmeli]
Doğu ve Güneydoğu'da yoksulluk, düşük ekonomik üretim ve işsizlik yüksek düzeyde iken, ülkenin zenginliği, özellikle Kuzeybatı ve Batıda derişik olmaktadır.[119] Ancak, son on yılda Türkiye'de sürekli ekonomik büyüme ile paralel olarak, Anadolu'nun bazı kısımlarında daha yüksek bir ekonomik seviyeye ulaşma başlamıştır. Bu şehirlerAnadolu Kaplanları olarak bilinmektedir.
En zengin ve en yoksul NUTS-2 bölgeleri (2017 GSYİH SAGP)
Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü'nün 2006 yılı verilerine göre Türkiye'de 19 il giderlerinden fazla gelir üreterek geri kalan bölgelerin kalkınmasına ve giderlerinin karşılanmasına destek oldular. Önceki yıllarda bu yeterlilik oranına ulaşan il sayısı 2004 ve 2005 yıllarında 13'te kalmıştı.
Center for Economics and Business Research'ınDünya Ekonomi Ligi raporu doğrultusunda 2013 yılı içerisinde dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye, 2014 yılsonu verileri sonucunda iki basamak düşerek Hollanda ve Suudi Arabistan'dan sonra 19. sıraya gerilemiştir.[123]
^"GDP USD" [GDP USD BY IMF].World Factbook. IMF. 2025. Erişim tarihi:21 Ekim 2025.Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
^"GDP PPP" [GDP PPP BY IMF].World Factbook. IMF. 2025. Erişim tarihi:21 Ekim 2025.Arşivlenmesi gereken bağlantıya sahip kaynak şablonu içeren maddeler (link)
^"GDP - Composition by Sector" [GSYİH - İşkollarına Göre Dağılım].World Factbook. CIA. 2016. 10 Ocak 2021 tarihindekaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27 Aralık 2020.
^Mauro F. Guillén (2003). "Multinationals, Ideology, and Organized Labor".The Limits of Convergence. Princeton University Press. ss. 126 (Table 5.1).ISBN0-691-11633-4.
^Guillén, Mauro F. (2003). "Multinationals, Ideology, and Organized Labor".The Limits of Convergence. Princeton University Press. ss. 126 (Tablo 5.1).ISBN0-691-11633-4.
^"Space Launch System Project" (İngilizce). Undersecretariat for Defence Industries. 3 Eylül 2016 tarihinde kaynağındanarşivlendi. Erişim tarihi: 20 Aralık 2013.
^Lund, J. W.; Freeston, D. H.; Boyd, T. L. (2005). "Direct application of geothermal energy: 2005 Worldwide review".Geothermics (İngilizce).34 (6). ss. 691-727.doi:10.1016/j.geothermics.2005.09.003.ISSN0375-6505.