Terimin kullanımı özellikle 1930’lu yıllarda uluslararası kamuoyunda Stalin ileLev Troçki arasındaki siyasi kavga sırasında yaygınlaşmıştır. Terim ilk kez olumlu anlamdaLazar Kaganoviç tarafından dile getirilmiş fakat Stalin tarafından reddedilmiştir. Sosyalist siyasi hareketler içinde Stalin'i sahiplenenVladimir Lenin veMao Zedong taraftarları kendileriniStalinist olarak tanımlamazlar. Bu kesimler kendilerini "Marksist-Leninist" sıfatıyla anmayı tercih ederler.
Stalinizm bir ideolojiden çok bir yönetim şeklini tanımlar. Stalin ideoloji olarakMarksizm-Leninizmi benimsemiştir. Bu açıdan Stalinizm, Marx ve Lenin'in fikirlerinin bir yorumu, toplumun değişen ihtiyaçları karşısında yeni uygulamalara gidilmesi olarak tanımlanabilir. Bu görüşün karşıtları ise Stalinizmin Marx ve Lenin'in fikirlerinin devamı değil, çarpıtılması olduğunu öne sürmektedirler. Özellikle Stalin karşıtı olanTroçkistler, Stalinizmin iktidarı ele geçirmek için Marksist söylemi kullanan bir karşı-devrimci hareket olduğunu iddia ederler.
Rusya'daEkim Devrimi’ni izleyen dönemde, 1917-1924 yılları arasında Lenin, Troçki ve Stalin sürekli olarak birlikte görünseler de aralarında hep fikir ayrılıkları olmuştur. Lenin ile gerek Troçki gerekse Stalin arasındaki fikir ayrılıklarının yanında, Stalin ile Troçki arasındaki ayrılıklar, Stalin tarafından Troçki'nin sanayileşmiş ülkelerdeki işçi sınıfına aşırı önem verdiğinin ileri sürülmesi gibi "parti içi" görüş ayrılıklarından, Lenin'in ölümünün ardından ortaya çıkan bir iktidar kavgası ortamında birbirlerini "karşı-devrimci" olarak ilan edecek noktalara varmıştır.
Stalin tarafından komünist teoriye yapılan katkılar şöyle sıralanabilir:
Stalin'in 1913 yılında yazdığıMarksizm ve Ulusal Sorun adlı eser[2]
Lenin'in 1924'teki ölümünden sonra Sovyet yönetimi bir ikilemle karşı karşıya kaldı:
Troçki ve yandaşları sosyalizmin tüm dünyaya yayılması için özellikle sanayileşmiş Batı toplumlarında devrimin teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor, bunu siyasetlerinin önceliği olarak görüyorlardı. Aksi takdirde, SSCB'nin sosyalist bir devlet olarak var olamayacağını, kapitalist devletlerin baskısı karşısında yıkılacağını ileri sürüyorlardı.
Bu görüşe karşı, Stalin ve yandaşları sosyalizmin önce sadece SSCB'de sağlam bir şekilde kurulmasının mümkün ve gerekli olduğunu savunuyorlardı. Bunun yerine "devrim ihracı" gibi yola girilmesinin gerek söz konusu ülkelerde işçi sınıfının sosyalizm mücadelesine gerekse SSCB'de işçi sınıfının sosyalizmi kurma çabalarına ters düşen, yanlış ve tehlikeli bir politika olup ancak karşı-devrime hizmet edeceğini ileri sürüyorlardı.
Troçkistler ise, Stalin'in bu politikasını dünya çapında devrim fırsatını kaçıran büyük bir hata ve Marksizme ihanet olarak yorumladılar.
Bir dünya devrimi olasılığına odaklanmak yerine elde olanla yetinmek şeklindeki daha az riskli yolu tercih eden Stalin'intek ülkede sosyalizm politikası sonucunda Sovyet iktidarı konumunu pekiştirerek ülkenin sanayileşmesi ve askeri olarak güçlenmesi için önemli adımlar attı. Bu politikalar sonucunda SSCB dünyanın en önemli güçlerinden biri haline geldi. Troçkistler ise, tahminlerinin aksine SSCB'nin tek başına kendi rejimiyle var olabilmesini, bu rejimin gerçek bir sosyalist rejim olmayıp, Stalinizmin karşı-devrim, SSCB'nin isebürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devleti olduğunu söyleyerek açıkladılar.
Stalin'in ikinci önemli katkısı sosyalizmin gelişmesi sonucusınıf savaşının şiddetlenmesi görüşüdür. Stalin bir ülke sosyalizm yolunda ilerledikçe, geçmişteki sömürücü sınıfların kalıntılarının daha şiddetli bir mücadeleye gireceğini iddia eder. Stalin'e göre, bu mücadelede işçi sınıfının düşmanları komünist partiye bile sızabilir. Bu bağlamda, muhalefetle şiddetli mücadele, tutuklama ve öldürme gibi yöntemleri de içerir. Bu sınıf savaşımının artması tezinin sonucu olarak uygulanan terör rejiminden dolayı, Stalinizm bir totaliter veya tiranlık rejimi olarak değerlendirilir.
1920'li yılların sonlarında Stalin önderliğindekiBolşevikler, Lenin dönemindeRus İç Savaşı'nın yol açtığı yıkımdan çıkmak için yürürlüğe koyulan, özel mülkiyete ve girişimciliğe alan açanNEP (Yeni Ekonomik Politika) uygulamalarına son vermişlerdir. Lenin tarafından ileri sürülüp 1921 yılındakiBolşevik Parti 10. Kongresinde kabul edilerek uygulamaya konulan NEP, yedi yıl boyunca süren savaşlar (1914-1917I. Dünya Savaşı ve 1917-1921Rus İç Savaşı) yüzünden harap olmuş ülke ekonomisinin ayağa kaldırılmasını amaçlamıştır. Buna rağmen, Rusya hala Batı'daki sanayileşmiş ülkelerle karşılaştırıldığında geri konumdadır. Bu dönemde Batılı sanayileşmiş ülkelerle aradaki mesafenin kapanması için tek yolun sanayileşmenin bir şekilde hızlandırılması olduğu şeklinde bir Stalinist ekonomi politikası ortaya çıkmıştır. Bunun sonuçları ise tartışmalıdır.
Örneğin, Fredric Jameson Sovyetler Birliği'nin modernleşmesini, köylü toplumundan sanayileşmiş bir topluma geçilmesini, okuryazarlık seviyesinin yükseltilmesini ve görkemli bir bilimsel altyapı oluşturulmasını sağladığı için Stalinizmi sosyal, ekonomik ve tarihsel bakımdan başarılı olarak değerlendirir.[3] Öte yandan, Robert Conquest ise, bu yoruma karşı zaten I. Dünya Savaşı öncesinde Rusya'nın dünyanın en gelişmiş beş ekonomisi içinde olduğunu hatırlatıp zorunlu kolektivizasyon, kıtlık ve şiddet yöntemleri olmadan da ülkenin ilerleyebileceğini belirtir. Ayrıca, bilimsel gelişmelerin abartıldığını ve sistemin yeniliklere kapalı olduğunu iddia eder.[4]
Stalin'in 1953 yılında ölmesinin ardından Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri olanNikita Kruşçev 1956 yılındaSovyetler Birliği Komünist Partisi 20. Kongresi'nde yaptığıGizli Söylev'de Stalin'in uyguladığı politikaları eleştirerekdestalinizasyon olarak adlandırılan süreci başlatmıştır. Sovyetler Birliği'ndeki mevcut siyasi yapı değişmeden yapılan bu değişim hamleleri sonucu, görece bir liberalizasyon yaşanmıştır. Uluslararası alanda iseII. Dünya Savaşı sonrasında topraklarındaKızılordu bulunan ve Sovyet tarzı bir sistemle komünist partilerce yönetilenDoğu Bloku ülkelerinde de Stalin döneminde izlenen Stalinist politikalar Kruşçev döneminde terk edilmeye başlamıştır.
Ancak Kruşçev reformları sosyalist ülkelerin ve komünist partilerin tamamı tarafından benimsenmemiştir. Bu istisnaların başlıcaları,Mao Zedung liderliğindekiÇin,Enver Hoca liderliğindekiArnavutluk veKim Il-Sung önderliğindekiKuzey Kore ileEndonezya Komünist Partisi gibi iktidarda olmayan birkaç komünist partidir. Kruşçev liderliğindeki SBKP'nin yeni siyasi hattını benimseyen birçok komünist partide ise muhalif hareketler doğmuştur.
Mao liderliğindekiÇin Komünist Partisinde yeni Sovyet yönetimi revizyonist olarak adlandırılarak 1960 yılındaÇin-Sovyet Ayrılığı gerçekleşmiştir. Bunun sonucunda Sovyetler Birliği'nden farklı bir ideolojik-politik çizgi olarakMaoizm ortaya çıkmıştır. Arnavutluk ise, Çin-Sovyet ayrılığında Çin'in tarafını tutsa da Çin'den mesafeli şekilde kendi özgün siyasi hattını izlemiştir. Yine kendi özgün çizgisine sahip olarak Sovyetler ile mesafeli bir şekilde ilişkilerini sürdüren Kuzey Kore'de ise, Kim Il-Sung destalinizasyon yanlılarını partiden tasfiye ederek sürgüne yollamıştır.[5]
Kruşçev'in 1964 yılında görevden alınması Stalinist restorasyon olarak adlandırılmıştır. 1985 yılındaMihail Gorbaçov'un başa geçmesinin ardından ilan ettiğiglasnost veperestroyka politikalarının uygulanmasına dek sürenBrejnev Doktrini Stalinist olarak değerlendirilmiştir.
Öte yandan, Troçki'ye göre, Stalinist Sovyetler Birliği sosyalist bir ülke değil,yozlaşmış bir işçi devletidir. Kapitalist olmayan bu devlet tarzında işçi sınıfının içinden çıkan bir yönetici kast, üretim araçlarına sahip olmamasına ve ayrı bir sosyal sınıf oluşturmamasına rağmen, işçi sınıfını bir bütün olarak sömürmektedir.[6][7]Tony Cliff, Stalinizmidevlet kapitalizmi olarak değerlendirerek burada devletin sermayenin yerine geçtiğini ileri sürmüştür.[8]Milovan Cilas, Stalinizmin iktidarında yeni bir sınıfın doğduğunu savunmuştur.
Aleksandr Soljenitsin, Stalinizm teriminin 1956 yılından sonra Batılı aydınlarca komünizmin kötü yanlarının saklanması için türetildiğini ileri sürmüştür.[9] Fakat bu terim ilk olarak 1937 yılında Troçki tarafındanStalinizm ve Bolşevizm adlı eseri ile kullanıma girmiştir.[7]
Edvard Radzinsky, Stalin'in kendi kendisini tanımladığı gibi Lenin'in gerçek bir izleyicisi olduğunu savunmuştur.[10] Buna göre, iç savaş sırasında uygulananKızıl Terör gibi baskı uygulamaları ve parti içindeki otokratik yapı Lenin zamanında gerçekleştirilmiştir. Richard Pipes da bu değerlendirmenin benzerini yapmıştır.[11] Bu görüşü savunanlar Stalinizmin Leninizmden kaynaklandığına bir dayanak olarak 1921 yılında 10. Parti Kongresinde alınan hiziplerin yasaklanması kararını göstermişlerdir. Bu karar sayesinde Stalin'in parti içindeki muhalefeti tasfiye ettiği savunulmuştur.
Troçki ise Stalin'in Lenin'in vârisi olarak görülmesine karşı çıkarak Lenin'in partiye yazdığıvasiyetine atıf yapmıştır. Lenin bu vasiyetinde Stalin başta olmak üzereTroçki,Zinoviev,Kamenev,Buharin vePyatakov’u olumlu ve olumsuz yanlarını belirterek eleştirmiş, ayrıcaGürcistan Demokratik Cumhuriyeti'nin zorla Sovyetler Birliği'nekatılmasından sorumlu tutarak "Büyük Rus şovenizmi" yapmakla suçladığı ve çok kaba bulduğu Stalin'in genel sekreterlik görevinden alınması gerektiğini savunmuştur.
^Lenin tarafından övgüyle karşılanmış olan (Montefiore, Simon Sebag,Young Stalin, Vintage Books, 2008, s.266 dipnot) eserin tam metni için bakınız:marxists.org 28 Temmuz 2011 tarihindeWayback Machine sitesindearşivlendi. -Marxists Internet Archive, 25 Şubat 2010 tarihinde erişilmiştir
^The Mortal Danger: Misconceptions about Soviet Russia and the Threat to America
^Radzinsky, Edvard,Stalin: The First In-depth Biography Based on Explosive New Documents from Russia's Secret Archives, Anchor, 1997,ISBN 0-385-47954-9