Cezayir'in El Biar kentindeki bir yazlık evde doğdu. Babası Haïm Aaron Prosper Derrida (1896–1970) şarap imalatçısıydı. Annesi Georgette Sultana Esther'in (1901–1991) terziydi. AilesiSefarad Yahudisiydi. Derrida, beş çocuğun üçüncüsüydü. Derrida küçük yaştayken ağabeyi Paul Moïse öldü. 1942'de Cezayir'deki Fransız yöneticiler -Vichy hükümeti tarafından belirlenenantisemitizm kotalarını uygulayarak Derrida'yı lisesinden kovdular. Okulda yasakladı olduğu dönemde Derrida,Rousseau,Nietsche,Albert Camus,Sartre,Henri Bergson veAndré Gide gibi kişilerin eserlerini okuyarak ve topluma karşı bir isyancı oldu. 1949'da Paris'e taşındı. 1952 yılındaÉcole normale supérieure kaydoldu. Buradaki ilk günlerinde öğrenciLouis Althusser ile tanıştı.Claude Lévi-StraussveJean Hyppolite'ten dersler aldı. Derrida, Harvard Üniversitesi'nde eğitim için bir burs aldı ve 1956–57 akademik yılını Widener Kütüphanesi'ndeJames Joyce'unUlysses'ini okuyarak geçirdi. 1960'tan 1964'e kadarSorbonne Üniversitesi'de felsefe öğretti. BuradaGeorges Canguilhem,Jean Wahl vePaul Ricoeur gibi isimlerin asistanlığını yaptı.
Derrida'nın etkinliği yalnızca felsefeyle sınırlı olmamıştı. Özellikle, 1960'lardan sonra yoğunlaşan siyasal konjonktür içinde ırkçılık karşıtı hareketlerde yer aldığı, Fransa'dakiCezayirli mültecilerin haklarını desteklediği ve ayrıcaSoğuk Savaş dönemi Çekoslovakya'sının muhalif hareketlerini desteklediği ve bu nedenden 1982 yılında aynı ülkede tutuklanmış olduğu bilinmektedir.
Körfez Savaşı sırasında ise Alman filozofJürgen Habermas'la birlikteFrankfurter Allgemeine'de kaleme aldıkları bir yazıda, dünya entelektüelleriniABD'ninIrak'a karşı giriştiği saldırıya tavır almaya veAvrupa'nın dünyadaki yerini yeniden tanımlamaya giriştiği bilinir.
1970'lerden itibaren Paris ve ABD'dekiJohns Hopkins,Yale,Harvard,Kaliforniya üniversitelerinde akademik kariyerini sürdürdü. Geliştirdiği yöntem ve kavramlar edebiyat eleştirisinden sosyolojiye, kimlik sorunundan felsefeye bütün düşünsel alanlarda etkisini gösterdi ve sarsıcı sonuçlara yol açtı.
1960'lı yıllardan itibaren geniş bir entelektüel kesimin dikkatini çekmeye başladı, özellikledüşünce tarihine yönelttiği köktenci eleştiriler ve yazmanın (yazının) doğasıyla ilgili teorik önermeleri önemsendi. Bu yönelim sonrasında, sürekli felsefenin ve düşüncenin kıyılarında dolanacak, düşünce tarihi içinde geri alınması ya da yok sayılması olanaksız müdahaleler gerçekleştirecektir.
Yapısökümcülük denilen Derridacı yöntem, yani metnin derin yapılarını ayrıştırmayı hedefleyen yöntemsel yaklaşımedebiyat kuramı,dilbilim,felsefe,hukuk,sosyoloji,kültür kuramı,mimarlık gibi disiplinler başta olmak üzere birçok alanda yeni açılımlar getirdi. Onun çalışmaları köktenci bir şekilde, Platon'dan günümüze çeşitli ve karşıt eğilimlerle gelmiş olanmetafizik felsefenin sorgulanması ve böyle bir sorgulama ışığında örneğinMarx,Freud ya da Nietzsche gibi düşünürlerin yeniden değerlendirilmesi olanağını sağladı.
Derrida,Dil’iyeniden sorunsallaştırır. Dolayısıyla yapısalcılığı özellikle Saussure'ü ve Levi-Strauss'u da kendi sınırlılığı çerçevesinde sorunsallaştırır. Ona göre, dil, yapısalcıların sandığı ve gösterdiklerinden çok daha fazlaoynak vebelirsiz bir şeydir.Anlam, karşıtlık içinde başka bir anlama gönderme yapmaksızın doğamaz ve anlamın sınırları Dil'in tarihselliği içerisinde sürekli yer değiştirir; çünkü göstergeler her zaman başkaanlam bağlamlarından geçerler, başka anlamlara gelirler, aslakapatılamazlar. Bağlamdan bağlama değişengöstergeler zincirinde anlam, dolayısıyla durmadan değişen bir nitelik arz eder. Derrida bağımsız bir gösterilenler alanının olamayacağını ileri sürer. Burada iki önerme belirginleşir: Birincisi, bağımsız bir gösterilenler alanının olanaksızlığı ve ikincisi, hiçbir şekilde ya da herhangi bir şekilde bir gösterge dizgesinden kaçılamayacağı.
De la grammatologie 1967’de yayınlandı. O dönem yayınlanan,yazı üzerine diger iki ayrı çalışmasıyla birlikte bunlar Derrida'nın çizgisinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Bu metinlerfenomenoloji (veEdmund Husserl’i),dilbilimi (veFerdinand de Saussure’ü),psikanalizi (veJacques Lacan’ı),yapısalcılığı (veLevi-Strauss’u) eleştiriye aldığı temel ve öncü çalışmalardır. Yapısalcılığı vefenomenolojiyi, bir yapısalcının ve fenomenoloğun yapamayacağı şekilde kendi içindemantıksal sonuçlarına götürerek dilin ve yapı'nın merkeziliğini sorunsallaştırdı. Buna bağlı olarak yapıların tarafsızlığı önermesini bu düzlemde geçersiz kıldı.
Yapısalcılık iç-ögelerinin ayrımı olarak yapıyı tanımlamakla geleneksel felsefedeki "merkez " anlayışınıyerinden etmişti. Derrida, bu noktada yapıların merkeziliğine yönelik eleştirisiyle devreye girer veyapısökümcülüğü oluşturarak yapısalcılığıyerinden eder.Yapısöküm, burada,Deconstruction’un Türkçe karşılığı olarak kullanılmaktadır. Başka yerlerde bununyapıbozum ya dayapıçözüm olarak karşılandığı da görülür.
Derrida’nın yapısalcı Dil anlayışına itirazı, kendisinin asıl temel sorgulama konusu olanmevcudiyet metafiziği (başka bazı çevirilerde "bulunuş metafiziği" olarak çevrilir) dediği geleneksel düşünce yapısına karşı itirazının temelini oluşturur. Mevcudiyet metafizigi,Platon’danHusserl’e ve yapısalcılığa kadar uzanmaktadır ve sonuçta hepsibağımsız birmevcudiyet ya da varlık alanının olduğu varsayımından hareket ederler; oysa Derrida, göstergelerin ( ya da işaretlerin) işaret ettiği ve bu göstergelerden tamamen bağımsız biralanın olanaksızlığını ileri sürer vegösteren'den bağımsız birgösterilen'in mümkün olmadığını ortaya koyar.
Buna göre, anlama işaret edenişaretlerden ya da göstergelerden bağımsız bir anlam alanının olamayacağı gösterilmiş olunur, yani hiçbir koşula bağlı olmayan birbulunuşun ya damevcudiyetin söz konusu olamayacağı belirtilir.Şu-anda-bulunuş, dil bağlamında söz konusu olamaz. Çünkü "aşkın bir gösterilen yoktur ". Her gösteren, başka bir göstereni gösterir ve buradan elde edilecek olan yalnızca mevcudiyet değil anlama kaynaklık eden "gösterge zincirleri "dir. Böylece "anlam oyunu" sonsuz/ bitimsiz bir oyuna dönüşür.
Derrida’nınsesmerkezcilik’i vesözmerkezcilik’i reddedişi de tam bu noktaya ilişkindir. Bunların yapılarını sökerek Derrida,mevcudiyet metafiziğinin örtülerini kaldırır.Idea,Tanrı,Akıl ya daMadde gibi merkezlerin başka nosyonlara dayanak olmaları söz konusu olamaz Derrida'ya göre. Çünkü "aşkın bir göstergenin yokluğu" söz konusudur. Dolayısıyla,yazı karşısındases’e vesöz’e öncelik ve ayrıcalık verilmesi de anlamsızdır. Söz-yazı ayrımının kendisi bizzat, bumetafiziksel düşüncenin ürünüdür, yani belirli bir merkez üzerinde ikili karşıtlıklarla işleyen felsefe geleneğinin bir sonucudur. Her tür metafiziksel düşünce Derrida'ya göre ikili karşıtlıklarla taşınır.Madan Sarup bunları şöyle belirtir: gösteren /gösterilen, duyulur/ düşünülür, konuşma /yazı, söz/dil, artzamanlı/eşzamanlı, uzam/zaman, edilgenlik/etkenlik. Ayrıca bunlara daha ideolojik kullanımları olan ikilikleri de ekler: madde/tin, özne/nesne, yanlışlık/doğruluk, beden/ruh, temsil/mevcudiyet, görünüş/öz, içsel/dışsal gibi. Derrida, yapısalcıların bu ikilikleri fazla sorgulamadan kabul ettiklerini söyler. Bu karşıt terimlerin her biri ancak diğerinin var olmasıyla birlikte var olurlar. Derrida bunu anlamanın yöntemsel araçlarını geliştirir yapısökümcülüğü ile.
Söz-yazı ayrımı, metafiziğin en gizli ve güçlü argümanının kalbidir ve kabul edilemezdir; çünkü Derrida’ya göre, geleneksel düşüncede konuşmanın birincil konuma çıkarılmasının gerisinde "bulunuş metafiziği"nin temel mantığı yatmaktadır. Buna görekonuşmada, konuşan kişi ürettiği sözleeş-anlı bulunmakta yani sözüyle arasında zamansal ya da uzamsal bir uzaklık olmamaktadır. Bu doğrudanlık,konuşmada, dolayısıyla ses ve söz'de, konuşan kişinin ürettiği söz ve o söz aracılığıyla anlatmaya çalıştığı şey arasında bir örtüşme (özdeşlik) olduğunu varsayar. Başka bir deyişle, anlamın söz'de içkin olduğunu kabul edilir burada. Derrida bunun böyle olamayacağını gösterir.Şimdi-burada-varoluş, söz’ün içinden belirlenebilecek bir şey değildir. Yazı için geçerli olan söz içinde geçerlidir;her söz söyleyenin ve söylenenin yokluğunda söylenmiştir, dil’e gelenaşkın bir gösterilene asla işaret edemez.
Derrida yaptığıyapısökümcü okumalarla, klasik felsefenin, yani Derrida'ya göremevcudiyet metafiziğininbilinçdışı kaynaklarını ortaya koymaya çalışmış, metinin yapısındaki ikili karşıtlıkları sorunsallaştırmış ve böylece mevcut düşünüş yapısını sökmeyi denemiştir. Bir "merkez" ve "dışarısı" olduğu varsayımına karşı, Derrida'nin ünlüargümanı vesav sözü şöyledir:
Metnin dışında hiçbir şey yoktur.
Bu noktada, Derrida, nın çalışmasındaLogos'a yönelik temelli itirazların geliştirildiği görülür.Batı felsefesi'nde hemsöz hem deakıl anlamına gelir Logos. Derrida'nın eleştirisinin tam da bu hedeflere yöneldiği açıktır. Burada metafizik bir varlık görüşü gizlidir çünkü ve Derrida, bir yandan akıl'ın konumunu sorunsallaştırarak bir yandan da söz-merkezcilik'in yapısını deşifre ederek, mevcudiyet metafiziğinin ardındaki temel dayanak olan Logos'un sökümünü gerçekleştirir. Bunun sonucunda özne'nin metafizik mevcudiyet fikrinin merkezindeki konumu sona edilir. Söz ve akıl sahibi özne artık metafizik mevcudiyetin merkezi dayanak noktası değildir.