Paris yakınlarındakiSaint-Denis Bazilikası 1140-1144 yılları arasında yeniden inşa edilmiş; bu çalışma, geliştirilen Gotik mimari öğelerini ilk kez bir araya getirerek, vitray pencereler aracılığıyla iletilen ışığın yarattığı etkiyi ve dikeyliği vurgulayan yeni bir mimari üslubun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Gotik üslup en çokHristiyan kilise mimarisinde (katedraller,kiliseler,manastırlar ve cemaat kiliselerinde) görülür. Bunun yanında çok sayıdakale,saray,belediye binası, lonca evi,üniversite ve günümüzde daha az olmakla birlikte bazı konut yapılarında da uygulanmıştır. Ortaçağ Gotik mimarisinin en seçkin örneklerinin çoğuUNESCO tarafındanDünya Mirası olarak listelenmiştir.
İtalya'da 15. yüzyıl ortalarındaRönesans mimarisinin gelişmesiyle Gotik üslup yerini bu yeni akıma bıraksa da, özellikleİngiltere ve günümüzdeBelçika olan bölgelerde Gotik mimari 16. yüzyıla dek gelişmeye devam etmiştir. 18. yüzyıl ortalarında İngiltere'de başlayanNeo-Gotik akımı 19. yüzyıl Avrupa'sına yayılmış ve özellikle kilise ile üniversite binalarında 20. yüzyıla kadar etkisini sürdürmüştür.
Orta Çağ’daki çağdaşları bu üslubuLatinceopus Francigenum (”Fransız işi” veya ”Frank işi”),opus modernum (”modern iş”) ya danovum opus (”yeni iş”) olarak adlandırıyordu. İtalyanca konuşanlar ise maniera tedesca (”Alman tarzı”) ifadesini kullanabiliyordu.[1]
“Gotik mimari” terimi başlangıçtaaşağılama amacıyla kullanılmaktaydı. İlk olarak Rönesans sanat tarihçisiGiorgio Vasari,En Mükemmel Ressamların, Heykeltıraşların ve Mimarların Yaşamları adlı eserinde bugün Gotik tarzı olarak bilinen mimariyi “barbar Alman üslubu” olarak nitelendirmiş ve bu mimari özellikleri, Roma'yı ele geçirdikten sonra antik yapıları yıkarak kendi tarzlarında yeni yapılar inşa edenGotlara bağlamıştır.[2] Vasari'nin döneminde İtalya'da, Rönesans'ın yeniden canlandırdığı Vitruvius'a dayalı klasik sütun düzenleri ve klasik mimari yüzyıldır kullanılmaktaydı. Bu durum, yeni bir mimari Altın Çağ'a işaret olarak görülüyordu. Dolayısıyla Gotik tarz, klasik mimarinin karşıtı olarak ilerlemenin ve inceliğin yok edilmesiyle ilişkilendirilmişti. Klasik mimarinin Gotik'ten üstün olduğu görüşü uzun süre yaygınlığını korudu. 16. yüzyıldaFrançois Rabelais de Vasari'nin görüşlerini yinelemiş ve mimari için ”Gotz” ile ”Ostrogotz” ifadelerini kullanmıştır.[3]
İngiliz mimarChristopher Wren, sivri kemerli yapılar için kullanılan “Gotik” terimine karşı çıkmıştır.[4] Bu mimariyi, ”Sarazen üslubu” dediği İslam mimarisiyle karşılaştırdı ve sivri kemerin Gotlardan değil,İslam mimarisinin Altın Çağı'ndan batı mimarisine geçtiğini savundu. Wren, Gotik tarzın Avrupalılardan değil, ”Sarazenler”den kaynaklandığı fikrini yaygınlaştıran ilk kişiydi. ”Sarazen” terimi o dönemde Araplar ve Berberiler dahil tüm Müslümanları tanımlamak için kullanılıyordu. Wren yazılarında Avrupa'nın İslam mimarisine olan borcunu defalarca dile getirmiş ve Gotik mimariyi toplumun değişimine paralel gelişen ve Vasari'nin aksine, kendi başına meşru bir mimari üslup olarak değerlendirmiştir.[5]
Wren Gotik mimarinin yapım tekniklerini beğenmese de Sarazenlerintonoz sistemleri vesivri kemer kullanımlarını övmüştür.[6] Ona göre Gotik üslubun ortaya çıkışı, Haçlı Seferleri sırasında Avrupalıların Sarazen (İslam) mimarisini görmesi ve bunu Batı'da uygulamaya başlamasıyla gerçekleşmişti. Ancak bu görüş sonralarında, Avrupa'daki en erken sivri kemer örneklerininBirinci Haçlı Seferi’nden (1096–1099) önceye tarihlenmesi nedeniyle geçerliliğini yitirmiştir.[7] Buna rağmen bazı araştırmacılar Gotik mimarinin Avrupa'ya başka yollarla, örneğinİspanya veyaSicilya üzerinden Müslümanlardan etkilenerek girmiş olabileceğini,Endülüs etkisinin tüccarlar, seyyahlar ve hacılar aracılığıyla Gotik mimarinin gelişimini kolaylaştırmış olabileceğini öne sürmüştür.[8]
19. yüzyıldaNotes and Queries dergisinde yayımlanan bir yazıda da “Gotik” teriminin baştan itibaren aşağılayıcı anlamla kullanıldığını ve yanlış bir adlandırma olduğu belirtilmiştir. Geç Antik Çağ'dakiyuvarlak kemer üslubuyla,Ostrogot Krallığı dönemindeki üslup, Orta Çağ'ın sonlarındaki sivri kemerli yapılardan farklıydı. ”Gotik” adı, klasik mimariyi yeniden canlandırmak isteyenlerce küçümseyici biçimde kullanılmıştır. Christopher Wren gibi pek çok isim de bu üslubu barbarlıkla özdeşleştirmiştir. Oysa Gotik adı verilen sivri kemerli üslup, Lombard, Bizans ya da Romanesk gibi dairesel kemerli tarzlardan sonra ortaya çıkmış ve onlardan farklı bir gelişim göstermiştir.
Gotik mimari, kendisinden önceki Romanesk üsluptan, Avrupa şehirlerinin artan nüfusu ve zenginliğinden, ayrıca yerel görkemi vurgulama isteğinden etkilenmiştir. Kapalı alanlara daha fazla ışık girmesini öngören teolojik yaklaşımlar sonucunda tonoz vepayanda teknolojisindeki gelişmeler, yapıların daha yüksek ve pencerelerin daha geniş olmasını sağlamıştır.Chartres veCanterbury katedralleri gibi birçok büyük kilisenin, giderek artan hacı sayısını karşılamakta zorlanması da bu gelişimi hızlandırmıştır. Gotik üslup, önceki mimari üsluplardan da pek çok yöntemi uyarlamıştır.[9]
Charles Texier veJosef Strzygowski,Ani’deki Orta Çağ kiliseleri üzerinde yaptıkları araştırmalar sonucunda en eski Gotik kemerlerin Ermeni kilise merkeziEçmiyazin Katedrali,Aziz Hripsime Kilisesi veAni Katedrali'nde bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bununla birlikte, Gotik mimariye etki ettiği öne sürülen İslam ve Ermeni mimarisine ait birçok unsur aslında öncül Geç Roma veBizans yapılarında da görülmektedir.[10] Bu mimari stilin en yaygın belirteçleri sivri kemer ve uçan payandalardır. Ayrıca sütun başlıkları da Gotik tarzın öncülleri sayılır, klasik Yunan ve Roma standartlarından ayrılarak yılanvari çizgiler ve doğalcı biçimlerle özgün bir nitelik kazanmıştır.
Gotik mimari, Geç Orta Çağ’da başlıca sanatsal ifade biçimlerinden biri hâline gelmiştir. Gotik mimari, 12. yüzyılın başlarında KuzeybatıFransa veİngiltere’de ortaya çıkmış ve 13. yüzyılda Latin Avrupa’nın genelinde yayılmıştır. 1300 yılı civarında Gotik mimaride ortak tasarım öğeleri ve biçimsel dil ile ilk “Uluslararası Üslup” gelişmiştir. 1400 civarında ise İngiltere veOrta Avrupa’daki yeniliklerle birlikte ikinci bir “Uluslararası Üslup” ortaya çıkmış ve bu dönemde hem Perpendicular (dikey) hem de Flamboyant (süslü) üslupları gelişmiştir. Genellikle bu tipolojik dönemler şöyle sınıflandırılır:
1130–1240: Erken ve Yüksek dönem Gotik ile Erken İngiliz Gotik
Erken Gotik üslubu ile inşa edilen Notre Dame Katedrali, 2017
Norman mimarisi,Manş Denizi'nin her iki tarafında, Erken Gotik'e doğru paralel bir şekilde gelişti. Tonoz gibi Gotik özellikler 11. yüzyılda İngiltere, Sicilya ve Normandiya'da ortaya çıkmıştır.[11] Erken Gotik dönemi, 12. yüzyıl ortalarında Fransa'nınÎle-de-France bölgesinde ortaya çıkmış, yaklaşık 13. yüzyılın başlarına kadar süren bir evredir. Erken Gotik'in ilk örnekleriSaint-Denis Bazilikası veSens Katedralleri olarak kabul edilmektedir. Bu yapılarda sivri kemer, kaburgalı tonoz ve uçan payanda gibi temel öğeler ilk kez sistemli biçimde yapılarda bir arada kullanılmıştır.[11]
Başrahip Suger'inSaint-Denis'te uyguladığı geniş pencereler ve Gotik mimarinin en büyük belirteçlerindengül pencere stili, yapının daha aydınlık bir iç mekâna kavuşmasını sağlamış, kendinden sonraki Gotik kiliselere örnek olmuştur. ArdındanNotre-Dame Katedrali ve Laon Katedralleri, duvarları ince uçan payandalarıyla dönemin en etkili yapıları olmuştur.[12]
12. yüzyılın sonlarına doğru Gotik üslup, Fransa'dan İngiltere'ye geçerek yeni bir kimlik kazanmıştır. İngiltere'de,Norman mimari geleneğinin mirasıyla birleşen Gotik mimari yatay eksene daha fazla ağırlık veren ve daha ölçülü, dengeli oranlar benimseyen bir karaktere yönelmiştir. Erken İngiliz Gotik üslubunun en erken örneklerinden biri,1174'de yandıktan sonra Sens Katedrali'nden esinlenilerek yeniden inşa edilenCanterbury Katedrali'dir.[11]
Yüksek Gotik üslubu kısa sürmesine rağmen Gotik üslubun en önemli eserlerinin üretildiği dönem olarak kabul edilmektedir. Bu dönemin ilk örneği, Paris'in güneyindeki önemli bir hac merkezi olanChartres Katedrali'dir. 1194'te eski Romanesk üsluptaki yapı bir yangında büyük ölçüde yıkılmış, ancak kısa süre içinde yeni Gotik üslubuyla yeniden inşa edilmiştir. Yapı m sürecine Fransa KralıII. Philippe, PapaIII. Celestine, yerel soylular, tüccarlar, zanaatkârlar ve İngiltere KralıAslan Yürekli Richard katkıda bulunmuştur.[12]
Mimarlar, önceki Gotik yapılarındaki yükseklik düzenini sadeleştirmiş, ara galeri katını kaldırmış ve üst duvarları desteklemek için uçan payandaları kullanmıştır. Duvarlar büyük ölçüde vitraylarla bezenmiş olup, çoğunluğuMeryem'in yaşam öyküsünü anlatırken, pencerelerin yan panellerinde bu pencereleri bağışlayan loncaların meslekleri betimlenmiştir.[9]
Yüksek Gotik dönemi, yapılarda boyuna vurgunun güçlendiği, cephelerin daha dengeli ve simetrik olduğu, iç mekânlarda ise ışığın ve hacmin ön plana çıktığı bir mimari anlayışı temsil eder. Chartres başta olmak üzere Reims ve Amiens katedralleri, bu üslubun en etkileyici örnekleri arasında sayılır.[12]
13. yüzyılın ortalarından itibaren Gotik mimari, yapısal yenilikten çok süslemeye ve ışık oyunlarına odaklanan bir evreye girmiştir. Fransa'da Rayonnant üslup, ince taş işçiliği ve özellikle gül pencerelerde görülen ışık oyunlarıyla öne çıkmıştır. Paris'teki Sainte-Chapelle, bu dönemin en karakteristik yapılarındandır.[13]
İngiltere'de aynı dönemde gelişen Decorated stil, ayrıntılı taş oymacılığı, karmaşık pencere desenleri ve daha süslü cephe düzenleriyle dikkat çekmiştir. Bu dönemde yapılar, görkemli dış görünüşleri ve zengin bezemeleriyle Gotik'in en dekoratif evresini temsil eder.[11][14]
14. ve 15. yüzyıllarda Gotik mimari, Avrupa'da farklı üslup varyasyonlarına ayrılmıştır. Fransa'da gelişen Flamboyant stil, alev biçimli pencere desenleri ve yoğun taş süslemeleriyle tanınır ve hem katedral hem de büyük şehir kiliselerinde uygulanmıştır. Flamboyant üslup,tonoz kaburgalarının artırılması, ara ve dekoratif kaburgalar (tiercon ve lierne) ile çapraz tonoz kaburgalarıyla karakterizedir. Fransa'da pencere üzerinde sivri alınlık (arc-en-accolade) ve süslemeler yaygın olarak kullanılmıştır.[15]
İngiltere'de ise Decorated Gotik süslemeleri, 1320'lerden itibaren Perpendicular stil ile yer değiştirmiştir. Bu üslup, dikey veortogonal pencere taş işçiliği ile fan-tonozları bir araya getirmiştir. Fan-tonozlar,Westminster Manastırı'nın şapelleri veCambridge’dekiKing’s College Şapeli ile gelişimini tamamlamıştır. Bu eserler aynı zamanda Perpendicular üslubun en belirgin örnekleridir.[13][16]
15. yüzyıl ortalarından itibaren Gotik üslup Avrupa’da yavaş yavaş önemini yitirmiştir.İtalya’da Gotik hiç popüler olmamış, antik Roma kalıntılarından esinlenen mimarlar klasik formlara dönmüştür.Floransa Katedrali'nin kubbesi mimarFilippo Brunelleschi tarafındanPantheon örnek alınarak inşa edilmiş, ancak yapımında Gotik tonoz tekniklerinden de yararlanılmıştır. 16. yüzyılda İtalya’dan yayılan Rönesans mimarisi Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde etkili olmuş, mimari tarih yazımında ise Gotik stil eski, çirkin ve barbar olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemde mimari dönemi tanımlarken “Gotik” terimi hakaret amaçlı kullanılmıştır.[9]
XII. Louis, İtalya seferleri sırasında ülkesine bazı Rönesans sanat eserleri ve mimarlar getirmiş,Chillon, Blois,ChambordŞatoları veFontainebleau Sarayı gibi yapılarla Rönesans etkisi Fransa'da yayılmıştır. Ancak geçiş döneminin başlarındaParis'te veAlmanya'da yeni Gotik kiliseler inşa edilmeye devam edilmiştir.[9] Bu yapılardan bazılarına Rönesans süslemeleri eklenmiş, böylece Gotik-Rönesans hibrit yapılar oluşmuştur.[17]
İngiltere'de ise kıta Avrupa'sındaki gelişmeler sınırlı etkide olmuş, Avrupa'da yayılan klasik üslup ancak 16. yüzyıl ortalarındaBurghley Evi ile görünmeye başlamıştır. Gotik yapı geleneği ise özellikle üniversite (Oxford veCambridge) ve kilise binalarında 17. ve 18. yüzyıllarda dahi sürdürülmüştür. 18. yüzyıldan itibarenGothic Revival akımı ile özellikle Perpendicular üslup yeniden canlanmış ve 19. yüzyıla kadar etkili olmuştur.[13][18]
İngiltere'de, 19. yüzyılın ikinci çeyreğinde ortaya çıkan Protestan ayinlerinde de Katolik ayinleri gibi şatafat olmasını savunan ”yüksek kilise” ya da Anglo-Katolik fikirlerin canlanışıyla bağlantılı Oxford Hareketi ve diğer düşünürlerin ortaya koyduğu felsefeye kısmen bir karşılık olarak, neo-Gotik üslup dini, sivil ve kurumsal mimaride tercih edilen tarz olarak dönemin etkili çevrelerince teşvik edilmeye başlandı. 1837'den sonra Britanya'da bazen ”Viktoryen Gotik” olarak da adlandırılan Neo-Gotik'in yaygınlığı, zamanla yalnızca ”yüksek kilise” değil, ”alçak kilise” taraftarlarını da kapsayacak şekilde genişledi. 1855-1885 yılları arasındaki bu daha geniş kabul gören döneme Britanya'da Geç Viktoryen Gotik adı verilir.[19]
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Britanya'da neo-Gotik, yalnızca dini ve resmi yapılar için değil, başka bina türlerinde de sıkça kullanılmaya başlandı. Gotik ayrıntılar, hayırseverler tarafından finanse edilen işçi sınıfı konut projelerinde bile yer almaya başladı. Ancak yüksek maliyet gerektirmesi nedeniyle, orta ve üst sınıf konutlarına kıyasla çok daha seyrek kullanıldı. 20. yüzyıl ortalarında, antik anıtların restorasyonu ve bazı durumlarda değiştirilmesinde, ayrıcaKöln Katedrali'ninnef kısmı,Paris’tekiSainte-Clotilde veBudapeşte'dekiMacaristan Parlamento Binası gibi neo-Gotik yapıların inşasında öne çıkmaktadır. Londra'daki Westminster Sarayı, New York'takiTrinity Kilisesi veAziz Patrick Katedrali Neo-Gotik mimarinin ünlü örnekleri arasındadır.[20]
Gotik üslubun en belirleyici özelliğisivri kemerdir. Sivri kemer, Gotik dönemden önce deBatı Asya'da hem İslam öncesi mimaride hem de İslam mimarisinde yaygın şekilde kullanılmıştır.[21] Ancak Gotik mimaride hem yapısal hem de dekoratif bir unsur olarak sistemli ve baskın biçimde uygulanmış, yapıya dikeylik kazandıracak şekilde yukarıya doğru yükselen bir etki yaratmıştır. Gotik yapılardaneflerin üzerini örten kaburgalı tonozlarda, kemerlerde, pencerelerde, kapı açıklıklarında ve özellikle geç dönem Gotik cephe süslemelerinde sivri kemerler temel öğe haline gelmiştir.[22][23]
Erken örnekleri, uzun ve dar biçimli, ucu sivrikargı pencerelerdir.[24] 12. yüzyılda görülen sivri kargı pencereler döneminde, henüz pencere içlerini süsleyen işçilik (tracery) gelişmemişti. Buna rağmen uzun ve dar sivri pencereler Gotik mimarinin en ayırt edici özelliklerinden biri haline gelmişti. Geç dönem Flamboyant üslupta ise sivri kemerler yoğun süslemelerle birlikte yapılmıştı. Örneğin kapıların üzerindeki sivri alınlıkların tepesinefleuron adı verilen kabartma süsler ve yanlara konulan ince kulecikler eklenmiştir. Ayrıca kemer yüzeylerinde chou-frisés adı verilen küçük lahana biçimli süsler kullanılmıştır.[25]
Wells Katedrali'nin doğu ucu (1175'te başlanmıştır)
Reims Katedrali batı cephesi, kemerler içinde sivri kemerler (1211–1275)
Gotik mimaridegül pencereler, genellikle batı cephesinde ya da transept üzerinde yer alan, büyük ve dairesel vitray pencerelerdir. İlk örnekleri Romanesk dönemde basit daire açıklıklar halinde görülmüş, ancak Gotik'te hem çap olarak büyümüş hem de karmaşık taş süslemeler ile bezenmiştir.
12. yüzyılın sonlarından itibaren özellikle Fransa'daki Chartres, Reims ve Amiens katedrallerinde gül pencereler büyük boyutlara ulaşmış, merkezi bir daire etrafında düzenlenen ışınsal motiflerle Tanrı'nın sonsuzluğunu ve göksel düzeni simgeleyen görsel sembollere dönüşmüştür. Vitraylarda çoğunlukla Meryem Ana,Mesih ya da kutsal figürler merkezde yer alır. Çevresindeki camlarda peygamberler, azizler ve İncil anlatıları işlenirdi.
Gül pencereler, Gotik mimarinin ”ışık” vurgusunu en güçlü biçimde yansıtan öğelerden biridir. Geniş yüzeyi sayesinde hem iç mekânı renkli ışıkla doldurur hem de cephenin dış görünümüne dengeli bir kompozisyon katar. Yüksek Gotik ve Rayonnant üslupta taş örgü (tracery) gittikçe incelerek pencerelerin daha da büyümesine olanak tanımış, bu da katedrallerin en ayırt edici görsel etkilerinden biri olmuştur.[26]
Gotik mimarinin yüksekliğe ulaşmasını ve geniş pencerelere sahip olmasını sağlayan en temel öğelerden birikaburgalı tonozdur. Roma ve Romanesk yapılardaki yarım daire biçimlibeşik tonozlardan farklı olarak, Gotik tonozlarda yük, çapraz kesişen kaburgalara yönlendirilir. Bu kaburgalar, ağırlığı kolonlara ve ince sütuncelere aktarırken, tonoz aralarındaki boşluklar daha hafif taş panellerle doldurulmuştur. Dışa yönelen yatay eğim ise payandalar ve özellikle uçan payandalarla karşılanmıştır. Böylece kalın Romanesk duvarlarına gerek kalmamış, duvarlar yükseltilerek vitray pencerelerle doldurulabilmiştir.[27]
İlk Gotik kaburgalı tonozlar altı bölmeli olarak Sens Katedrali ve Notre-Dame'da uygulanmıştır. Bu tip tonozlar inşası zor sistemlerdi ve yapıda farklı destekler de gerektiriyordu. Daha sonra dört bölmeli tonozlar geliştirilmiş ve yükün her bir ayak üzerine eşit biçimde aktarılması sağlanmıştır. Chartres, Amiens ve Reims katedralleri bu yöntemin en etkileyici örnekleridir.
13. ve 15. yüzyıllarda özellikle İngiltere'de kaburgalı tonozlarda yeni süslemeli türler ortaya çıkmıştır.Lincoln Katedrali'nde tierceron adı verilen ek kaburgalar, Bristol ve Bremen'de ağ biçimli düzenlemeler, Westminster Sarayı'nda yıldız tonozlar, Gloucester Katedrali'nde fan-tonozlar geliştirilmiştir. Prag'dakiVladislav Salonu’nda ise kaburgalar birbirine dolanarak “Rokoko Gotik” olarak adlandırılan fantezi biçimler oluşturmuştur.[28]
Sens Katedrali'nde erken dönem altı bölmeli kaburgalı tonozlar (1135–1164)
Gotik mimaride tonoz sistemine uyumlu olacak biçimde çeşitlenmiştir. Erken Gotik'te sütun vepaye düzeni tonozun bölümlenmesine bağlı olarak değişirken, dört bölmeli tonozların yaygınlaşmasıyla daha sade düzenlemeler tercih edilmiştir. Yüksek Gotik dönemde ise küme sütunlar ortaya çıkmıştır. Merkezi çekirdek etrafına ince kolonetlerin eklenmesiyle elde edilen bu görünüm, yapının dikey vurgusunu artırmıştır. İngiltere'de Purbeck mermerinden yapılan koyu renkli kolonlar ve yaprak başlıklar, Fransa'da ise quadrilobe biçimli varyantlar dikkat çekmiştir.[9][27]
Erken Gotik – Duvara yapışık kolon ve payeler, Sens Katedrali (12. yüzyıl)
Yüksek Gotik – Reims Katedrali'nin bileşik sütunları
Erken İngiliz Gotiği – Salisbury Katedrali'nin bileşik sütunları
Gotik mimarinin ayırt edici bir diğer unsuru uçan payandalardır. Yapının dışında yer alan yarım kemer biçimli bu destekler, tonozların ve çatının yanlara ittiği ağırlığı, yapıdan biraz uzağa yerleştirilmiş ağır taş sütunlara aktarır. Bu sayede yapılar hem daha yüksek inşa edilebilmiş hem de duvarlarda daha geniş pencere açıklıkları açılabilmiştir.[29]
Zamanla uçan payandalar birden fazla seviyeli hâle gelmiş ve üzerlerine ağırlık artırıcı pinnacle adı verilen kulecikler eklenmiştir. Ayrıca yağmur suyunu çatılardan uzaklaştırmak için kurşun oluklar bu payandaların içine gizlenmiş, sular grotesk taş heykeller olan gargoyle'lerin ağızlarından dışarı akıtılmıştır. Reims ve Köln katedrallerinde payandalar heykellerle süslenerek görsel açıdan da yapının önemli bir parçası hâline gelmiştir.[27]
Canterbury Katedrali basit uçan payandalarla (1174–1177 tarihleri arasında Gotik stille yeniden inşa edildi)
Gotik katedrallerde kuleler ve sivri uçlu kuleler (spire, flèche) hem dini hem de sembolik açıdan önemlidir. Şehir siluetinde yükselerek göğe yönelişi simgeler ve çan kuleleri olarak işlev görürler. Çanlar, zamanın duyurulmasında, dini törenlerin çağrısında, yangın ve saldırı uyarılarında, hatta kraliyet zaferlerinin kutlanmasında kullanılmıştır.[30]
Kuleler genellikle inşaatın en son aşamasında yapılır. Bu nedenle birçok yapıda kuleler tamamlanmamış ya da farklı dönem stillerinde inşa edilmiştir.[28] Örneğin Chartres Katedrali'nin güney kulesi Erken Gotik, kuzey kulesi ise Flamboyant üsluptadır. Laon Katedrali'nin kulelerinde taş öküz heykelleri yer almakta olup, bu heykellerin inşaatta taş taşıyan hayvanlara övgü niteliğinde olduğu rivayet edilir.[31]
İngiltere'de çoğunluklatransept ile nefin kesişiminde devasa merkezi kuleler yapılmıştır.Salisbury Katedrali'nin 1320'de tamamlanan kulesi başarılı bir erken örnek teşkil etmektedir çünkü kule önceden inşa edilmiş kilisenin sütunları üzerine yapılmıştır. Ancak bazen bu kuleler yapıya aşırı yük bindirmiş, Wells Katedrali gibi örneklerde ek destek kemerleri inşa edilmiştir.[32]
Orta Avrupa'da Köln, Ulm ve Freiburg katedrallerinde kuleler yoğun süslemelerle bezenmiş ve açık işçilikli taş spire'larla taçlandırılmıştır. İspanya'daBurgos Katedrali'nin kuleleri, Kuzey Avrupa tarzında, zengin süslemelerle inşa edilmiştir. İtalya'da ise kuleler çoğunlukla ayrı çan kuleleri (campanile) şeklinde yapılmıştır.Pisa Kulesi veGiotto’nun Floransa’daki Campanile'si en bilinen örneklerdendir.[32]
Köln Katedrali’nin kuleleri (13. yüzyılda başlanmış, 20. yüzyılda tamamlanmıştır)
Ulm Minster Kulesi (1377’de başlanmış, 19. yüzyılda tamamlanmıştır)
Freiburg Minster Kulesi (1340’ta başlanmış), dantel gibi açık işçilikli spire ile ünlüdür
Gotik pencerelerde taş çubuklar kullanılarak açıklıkların bölünmesiyle elde edilen taş örgü (tracery), hem yapısal hem de dekoratif bir çözümdür. Erken Gotik dönemde pencereler çoğunlukla sivri kargı biçimliydi. İlk aşamada plaka taş oyma kullanılmış, yani ince taş yüzeylere açılan çoklu pencere açıklıkları uygulanmıştır.[33]
Daha sonra çubuk taş oyma ortaya çıkmış ve bu sayede çok daha geniş ve karmaşık pencere düzenleri yapılabilmiştir.Reims Katedrali, bunun öncü örneklerindendir.[32] Rayonnant üslupta özellikle gül pencerelerde ışık, merkezden dışa doğru yayılacak biçimde düzenlenmiştir.[33] Strasbourg Katedrali ve Notre-Dame Katedralinin batı cephesi, bu anlayışın simgesidir.
Sonraki dönemlerde geometrik ve ağsı (reticulated) desenler, eğrisel (curvilinear) formlar ve Flamboyant taş oyma desenleri gelişmiştir. İngiltere’de ise 14. yüzyıl sonlarından itibaren Perpendicular üslupta dikey ve yatay çizgilerden oluşan panel taş oyma tercih edilmiştir.King’s CollegeŞapeli bu anlayışın en ileri örneklerinden biridir.
Taş oymalı pencere süslemesi yalnızca pencerelerde değil, cephelerde, iç mekân duvarlarında ve vitray süslemelerin tekrarında da uygulanmıştır.Strasbourg Katedrali'nin batı cephesi, taş örgülerin vitraylarla bütünleştiği bir örnektir.[34]
Sivri Kargı Kemer,Ripon Katedrali batı cephesi (inşaat başlangıcı 1160)
Plaka taş oyma pencere (tracery), Chartres Katedrali (1194–1220)
Geometrik Dekorasyonlu Gotik, Ripon Katedrali doğu penceresi
^abcHarvey, John (1974).Châteaux et Cathédrals-L'Art des Batisseurs, L'Encyclopedie de la Civilisation (in French). London: Thames and Hudson. s. 126-171
Simson, Otto Georg (1988).The Gothic cathedral: origins of Gothic architecture and the medieval concept of order. Princeton Univ. P.ISBN978-0-691-09959-0.
Glaser, Stephanie, "The Gothic Cathedral and Medievalism", in:Falling into Medievalism, ed. Anne Lair and Richard Utz. Special Issue ofUNIversitas: The University of Northern Iowa Journal of Research, Scholarship, and Creative Activity,2.1 (2006). (on the Gothic revival of the 19th century and the depictions of Gothic cathedrals in the Arts)
Moore, Charles (1890).Development & Character of Gothic Architecture. Macmillan and Co.ISBN978-1-4102-0763-0.
Rudolph, Conrad ed.,A Companion to Medieval Art: Romanesque and Gothic in Northern Europe, 2nd ed. (2016)
Tonazzi, Pascal (2007)Florilège de Notre-Dame de Paris (anthologie), EditionsArléa, Paris,2-86959-795-9
Swaan, Wim (1982).Art and Architecture of the Late Middle Ages. Omega Books.ISBN978-0-907853-35-0.
Tatton-Brown, Tim; Crook, John (2002).The English Cathedral. New Holland Publishers.ISBN978-1-84330-120-2.
Ceccarini, Patrizio (2013).La structure fondatrice gothique. Théologie, sciences et architecture au XIIIe siècle à Saint-Denis (tomeI).I. L'Harmattan Editions Distribution.ISBN978-2-336-30184-6.
Ceccarini, Patrizio (2013).Le système architectural gothique. Théologie, sciences et architecture au XIIIe siècle à Saint-Denis.II. L'Harmattan Editions Distribution.ISBN978-2-336-30185-3.
Rivière, Rémi; Lavoye, Agnès (2007).La Tour Jean sans Peur, Association des Amis de la tour Jean sans Peur.978-2-95164-940-8
Mapping Gothic France — Columbia Üniversitesi ve Vassar Koleji'nin bir eseri olan bu projede, görseller, 360° panoramalar, metinler, grafikler ve tarihi haritalardan oluşan bir veritabanı yer alıyor.
Holbeche Bloxam, Matthew (1841).Gothic Ecclesiastical Architecture, Elucidated by Question and Answer.Gutenberg.org, fromProject Gutenberg
Brandon, Raphael;Brandon, Arthur (1849).Gotik mimarinin analizi: Yedi yüz kadar kapı, pencere vb. örneğiyle gösterilmiştir ve bir kilise yapısının çeşitli ayrıntılarına ilişkin açıklamalarla desteklenmiştir.Archive.org, fromInternet Archive