Orta hâlli İspanyol göçmeni Ángel Castro y Argiz'in (1875-1956), aşçısı Lina Ruz González'den (Ángel Castro y Argiz'in ilk evliliğinin sona ermesinden sonra nikahlandılar) evlilik dışı doğan beş çocuğundan ikincisidir.[2]İspanya'nın kuzeybatısındakiGaliçya'da dünyaya gelen babası Ángel Castro y Argiz,Küba Bağımsızlık Savaşı sırasında Küba'ya gelen İspanyol askerlerinden biriydi. Savaş bittikten sonra adadan ayrılmış ama kısa süre sonraKüba'ya dönmüştü. Ülkenin doğusundaki Oriente ilinde (1976'da lağvedildi) başarılı birşeker kamışı yetiştiricisi olmuştu.
Fidel Castro,United Fruit Company'nin denetimi altındaki yoksul bir yöre olanMayarí'de yetişti. Oriente ilinin merkeziSantiago'dakiKatolik okullarında veHavana'dakiCizvit lisesi Belén İlahiyat Okulu'nda öğrenim gördü. 1945'te eğitime başladığıHavana Üniversitesi'nden 1950'de hukuk doktoru olarak mezun oldu.
Öğrenciyken, 1947'deDominik Cumhuriyeti'ndeRafael Trujillo'nun sağcı askerî cuntasına karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948'deBogotá'daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947'de Küba Halk Partisi'ne girdi. 1950-52 arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi'nden adaylığını koydu. Ama 10 Mart 1952'de iktidardakiCarlos Prío Socarrás hükûmetini devirenKüba'nın eski başkanlarından GeneralFulgencio Batista seçimleri iptal etti.
Fidel Castro ve adamları Sierra Maestra'da. Soldan sağa: Guillermo García, Ernesto "Che" Guevara, Universo Sánchez, Raúl Castro (diz çökmüş), Fidel Castro, Crescentio Pérez, Jorge Sotus ve Juan Almeida.
1953 başlarındaBatista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz'daSantiago'daki Moncada Kışlası'na 165 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi; ama başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. 16 Ekim 1953'teSantiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılamada 'Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!' (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkûm oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista'nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.
1955'teKüba'dan ayrılarakMeksika'ya geçti ve26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu.İspanya İç Savaşı'na katılmış olan KübalıAlberto Bayo'nun yönetiminde gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956'daGranma yatıylaKüba'ya dönerek Oriente'de karaya çıktı. Burada hükûmet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğunu yitiren Castro, aralarında kardeşiRaul Castro veErnesto Che Guevara'nın da bulunduğu 12 arkadaşıyla birlikte Oriente'nin güneybatısındaki Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista'nın kuvvetlerine karşı bir gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askerî yenilgiye uğrayanBatista, 31 Aralık 1958'deDominik Cumhuriyeti'ne kaçtı. Castro 1959'un ilk günlerindeHavana'ya girdi. Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.
Castro hükûmeti, ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Önceleri Castro'ya karşı çıkmakla beraber 1959'a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olanUrrutia'nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti; ama halkın yoğun tepkisi karşısındaUrrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. YerineOsvaldo Doticos getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.
Fidel Castro, (15 Nisan 1959)
Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar görenABD şirketlerinin baskısıylaABD hükûmeti,Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olanKüba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeriSSCB'ye satmaya başladı.ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığındaSSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişmeABD ileKüba'nın arasını daha da açtı. Devrimden sonraABD'ye kaçan veJohn F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961'de giriştiğiDomuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kezKüba'nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu. 1962'deSSCB'nin Küba'yabalistik füzeler yerleştirmesi veJohn F. Kennedy'ninKüba'yı deniz ablukasına almasıyla dünya birnükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım; ancakABD'ninKüba'da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi veSSCB'ninTürkiye'deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığındanükleer silahlarınıKüba'dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikteMerkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro'ya yönelik suikast planları hazırlamayı sürdürdü.
Kruşçev'in Küba Bunalımı sırasında ödün verdiğini öne süren Castro, 1968'e değin bağımsız sosyalist bir politika izledi.Güney veOrta Amerika ileAfrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemdeBağlantısızlar Hareketi'nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1968'den sonraSSCB ile ilişkilerin düzelmesi doğrultusunda başlayan askeri ve ekonomik yakınlaşma süreci içindeSSCB'ye dönük bir dış politika izledi. 1975'teAngola'daki iç savaş sırasındaAngola Halk Kurtuluş Cephesi'ni (MPLA) desteklemek amacıyla Kübalı askerler gönderdi. BunuEtiyopya ve başka ülkelere gönderilen Kübalı askerler izledi. 1980'lerde Küba'nın yurt dışındaki asker sayısı 40 bine ulaştı.
1961'de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi'nin (1965'ten sonraKüba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde çok yönlü ve kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı %90'ın üzerine çıktı. Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. İşsizlik büyük ölçüde ortadan kaldırılırken herkese çalışma yükümlülüğü getirildi. Bütün bunlara karşın tek ürüne dayalı (şeker) Küba ekonomisini dönüştürme yönündeki çabalar başarılı sonuçlar vermediğinden 1970'lerin ortasından başlayarak önemli sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu nedenleSSCB'nin mali desteği büyük önem kazandı.SSCB'nin Küba üzerindeki kuvvetli etkisinin bir başka sonucu daErnesto Che Guavara'nınSSCB'nin uluslararası çıkarlarına aykırı bir şekilde giriştiği bir takım eylemlerinin engellenmesi olmuştur.SSCB'nin yoğun baskılarından bunalanChe,Küba'da daha fazla kalmayı gereksiz görerek çeşitli uluslararası eylemlere girişmiş ve bu süreç onunBolivya'da öldürülmesiyle son bulmuştur.
Küba'da 1959'dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976'da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdürdü. Devlet ve parti organlarında eski mücadele arkadaşlarına ağırlık verdi. Silahlı kuvvetlerden sorumlu devlet bakanı olan kardeşiRaul Castro, giderek ikinci adam konumu kazandı.SSCB veDoğu Avrupa'nın sosyalist ülkelerinde 1980'lerin sonlarında ortaya çıkandemokratikleşme vepiyasa ekonomisine yönelme süreci karşısında Küba yönetimi, sosyalizminMarksist-Leninist yorumuna bağlılığını sürdürdü. 1989'da Fidel Castro'nun yakın çevresindeki ordu komutanlarının karıştığı yolsuzlukların ortaya çıkarılması yönetimi ciddi biçimde sarstı. Öte yandanSSCB'yle ticaret hacminin gitgide küçülmesi ve Sovyet yardımlarının ortadan kalkması kısa sürede Küba ekonomisi üzerindeki etkilerini göstermeye başladı.
Fidel Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle[3] yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı ve kardeşiRaúl Castro'ya devretti.[4] 19 Şubat 2008'de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba'nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Konseyi Başkanlığı görevini bıraktığını açıklamıştır.[5] Görevden ayrıldıktan sonraYoldaş Fidel'in düşünceleri adıyla yazdığı makalelerde gündemdeki önemli olayları yorumlamıştır.[6][7] 25 Kasım 2016 tarihinde Fidel Castro, uzun süredir muzdarip olduğu çoklu organ yetmezliğine yenik düşerek ölmüştür. Vasiyeti üzerine cenazesi 27 Kasım'da yakılmıştır.[8]
Castro, kendini bir "Sosyalist,Marksist veLeninist" olarak tanımladı. Bir Marksist olarak, Küba'yı yabancı emperyalizm etkisindeki kapitalist bir devletten sosyalist topluma çevirmeyi amaçlıyordu.
Castro yoğun çalışma saatleriyle tanınıyordu, genellikle sadece 3 ya da 4'te yatıyordu.[9] Bu erken saatleri yabancı diplomatlarla tanışmayı, yorgun olacaklarına ve müzakerelerde üstünlük kazanabileceğine inanarak tercih etti.[10]Ernest Hemingway'i en sevdiği yazar olarak tanımlar[11] ve okumayı severdi, ancak müzikle ilgilenmedi.[12] Bir spor hayranı olarak zamanının çoğunu formda kalmaya çalışarak düzenli egzersiz yaparak geçirdi.[12] Gastronomi, şarap ve viskilere büyük ilgi gösterdi. Castro'nun ömrü boyunca silah sevgisi vardı[13] ve şehirden ziyade kırsal kesimde yaşamayı severdi.[14]
Fidel Castro'nun dini inançları tartışma konusu olmuştur; doğduğunda vaftiz edildi ve bir Roma Katoliği olarak büyüdü, ama kendiniateist olarak tanımladı. AyrıcaMukaddes Kitabın kadınlara ve Afrikalılara yönelik baskıyı haklı çıkarmak için kullanımını eleştirdi,[15] ancakHristiyanlığın dünyaya "etik değerler" ve "sosyal adalet duygusu" veren "çok insancıl kurallar" sergilediğini belirtti. "Eğer insanlar bana din dersi olarak değil, toplumsal vizyon açısından Hristiyan diyorlarsa, ben bir Hristiyan olduğumu beyan ederim" şeklinde konuştu.[16] Ayrıca İsa Mesih'in bir komünist olduğu fikrini desteklemiştir.[17]