İzmir,Türkiye'deEge Bölgesi'nde yer alanİzmir ilinin merkezi olan şehirdir. 3,5 milyona yakın[a] merkez nüfusuyla ülkenin nüfus bakımından en kalabalık üçüncü şehridir. Ekonomik, tarihî ve sosyo-kültürel açıdan Türkiye'nin önde gelen şehirlerinden biridir.
Uzun ve dar bir yapıya sahip olanİzmir Körfezi'nin başında yer alan İzmir'de Türkiye'nin en büyük yedinci limanı olanİzmir Limanı bulunur. İzmir'in batısında denizi, plajları ve termal merkezleriyle ünlüUrla Yarımadası uzanır. Şehirde 1936 yılından beri her yılİzmir Enternasyonal Fuarı düzenlenmektedir.
İzmir adının nereden geldiği konusunda kanıtlanmış bir bilgi olmamakla birlikte bir dönem bugünkü İzmir bölgesinde yaşamış olanErektidlerinAmazonlarla savaşıp galip geldiği, onların önderi olan These'nin de Amazon kadını Smyrna ile evlenip buraya onun adını verdiği ve İzmir'in adının da Smyrna'dan geldiği en çok kabul edilen görüştür.[6]
Ayrıca bölgede uzun yıllar hâkimiyet kuranİyonyalıların lehçesinde kentin adıSmyrne, Atina Lehçesi'nde iseSmyrna diye kullanılırdı. GünümüzdekiHelenler bu kentin adınıSmirni biçiminde telaffuz etmektedir. Son yıllardaEfes Antik Kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Muhtemelen İzmir'den Efes'e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır. Ancak Smyrna sözcüğüYunanca değil,Ege Bölgesi'ndeki birçok yerleşim adı gibiAnadolu kökenlidir. MÖ 2000 başlarına ait KayseriKültepe yerleşiminde ele geçen bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki "ti" bir ön ek olup bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Helenler ya daBayraklı/Tepekule Höyüğünü mesken tutanlar bu ön eki atıp kente Smurna demişlerdir. Kentin adı tahminen MÖ 3000 ile MÖ 1800 yılları arasında da Smurnu olarak anılıyordu.[7]
MÖ 1050 yılı civarında Dorlar'ınYunanistan (Hellas)'ı istilası sonucuDorların önünden kaçan kavimler Anadolu'ya geçmişlerdi. Göçler sonunda Yunan anakarasından ayrılan Aioller, Edremit veÇandarlı Körfezi civarı; İyonlar ise kabaca bu günkü İzmir ili ve civarına yerleşmişlerdi. İzmir'inBergama ilçesi sınırlarında bulunan, Antik Çağ'daMisya bölgesinin önemli merkezlerinden biri olanPergamon Antik Kenti'nin yanı sıra,Aiolis bölgesine ait antik kentlerdenKyme vePitane de İzmir ili sınırları içerisinde yer almaktadır. MÖ 1000 dolaylarında, Yunan anakarasında Dorların baskısından kaçarak Batı Anadolu'ya yerleşenAkalar tarafından kurulan 12 bağımsız İyon şehir devletindenPhokaia,Klazomenai,Erythrae,Teos,Kolophon,Lebedos,Ephesos (Efes) olmak üzere 7 tanesi, günümüzde İzmir ili sınırlarında bulunmaktadır.
Eski İzmir (Smyrna) kenti ise,Körfez'in kuzeydoğusunda yer alan ve yüz ölçümü yaklaşık yüz dönüm olan küçük bir yarımada üzerinde kurulmuştu. Sonraki yüzyıllar boyuncaMeles Çayı'nın ve bugünküYamanlar Dağı'ndan gelen sellerin getirdikleri mil ile bugünküBornova ovası oluştu ve yarım adacık, bir tepe hâline dönüştü. İzmir'deki ilk yerleşim yeri olarak tespit edilen Bayraklı/Tepekule Höyüğü'nün çevresindeki yerleşim her ne kadar MÖ 3000 yılından çok daha geriye uzanmakta ise de yapılan son kazılarda henüz MÖ 3000 yıllarına kadar gidilebilmiştir. Kazılarda elde edilen bilgiler ışığında,Erken Tunç Çağı'nda ilk İzmir yerleşikleri evlerini höyüğün en üst katmanında, deniz seviyesinden 3 ila 5 metre yukarıda yer alan kayalar üzerine inşa etmişlerdir. Bulunan çanak ve çömlekler, MÖ 3000–2500 yılları arasındakiTroya/Truva kültürüyle benzerlik göstermektedir.[7][8] Ancak 2005 yılında yapılan kazılarda keşfedilmiş olanBornova ilçesindekiYeşilova Höyüğü'nden elde edilen bulgularla kentin tarihinin MÖ 6500 yılına kadar uzandığı keşfedilmiştir. Bu höyükteki buluntular İzmir'deki ilk yerleşimin Neolitik Çağda Bornova Ovası'nda başladığını, yerleşim sayısının Kalkolitik ve Tunç Çağlar süresince artarak devam ettiğini göstermiştir.
Hitit döneminde (MÖ 1800-1200) Anadolu'da yazı kullanılıyordu ve bundan ötürü o dönemde tarih çağına ulaşılmış bulunuluyordu. Ancak MÖ 1200'lerdeTroya VII'nin ve Hititlerin başkentiHattuşa'nınBalkanlar'dan gelen kavimlerce yıkılmasından sonra Orta ve Batı Anadolu yeniden yazısız ve karanlık bir çağa,Demir Çağı'na girdi. Demir Çağı, Anadolu'da yazının yeniden kullanılması ileFrigya Krallığı'nda MÖ 730, geri kalan Orta ve Batı Anadolu'da ise MÖ 650 yılına kadar sürmüştür.
Eski Smyrna terimi, Tepekule (Bayraklı)'da bulunan Arkaik Dönem kentini, daha sonra Pagos Dağı'nın (bugünküKadifekale) yamaçlarında yeniden kurulan Smyrna kentinden ayırt etmek için kullanılır. Erken ve Arkaik Dönem Smirni'si, başlangıçta muhtemelen kurucusu kabul edilen krala atfen "Tantalus Naulokhon" (Tantalus limanı) şeklinde anılırken sonradan aldığı "Smyrna" ismini almıştır. Kent,Herodot'a göreAioller tarafından kurulmuş ve daha sonra 13. üye olarak İyonya kentleri arasına katılmıştır. Anadolu'ya ilk gelenler arasında yer alan İyonlar Batı Anadolu kıyılarına yerleşerek İyonya'yı oluşturacak 12 kent devletini kurmuşlardı.Smirni(Bayraklı/Tepekule Höyüğü)'de MÖ 1050 yılı civarında kurulmaya başlayan yerleşiminHellas kökenli olduğu anlaşılmaktadır.[7] Demir Çağı boyunca Eski Smyrna'da Hellas'tan göç eden, Aioller ve İyonlar yaşıyordu. Yarımadada yerli halkın yaşadığına dair herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Eski Smyrna'daki Helen yerleşimi, MÖ 1000 yılından itibaren bulunan çanak ve çömleklerle kanıtlanmıştır. Günümüze kadar korunan en eski kalıntılar MÖ 725-700'e kadar uzanmaktadır.
MÖ 7. yüzyıldan itibaren Smyrna bir şehir devleti kimliğine kavuşmuştur. Yaklaşık bin kişi surların içinde yaşarken, kalan halk tarlaların, zeytinliklerin, üzüm bağlarının, çömlekçi ve taş ustalarına ait atölyelerin bulunduğu civar köylerde yaşıyorlardı. İnsanlar genellikle geçimlerini tarım ve balıkçılıktan sağlıyorlardı. Eski Smyrna'nın en önemli mabedi, MÖ 640-580 yıllarına dayanan ve bugün kısmen restore edilmiş Athena Tapınağı'ydı. Bu dönemde Smyrna, küçük bir kasaba olmaktan çıkıp Akdeniz ticaretine katılan bir şehir merkezi hâline gelmişti. Şehir sonunda on iki İyon kentinden biri oldu ve o dönemin Akdeniz havzasının önde gelen kültür ve ticaret merkezlerinden biri hâline gelmişti. MÖ 650-545 yılları arasında zirveye ulaştı. Yaklaşık yüzyıl süren bu dönem, bütün İyonya uygarlığının en güçlü dönemini oluşturmuştur.[7] Parlak dönemin İzmir'deki en önemli göstergelerinden biri, MÖ 650 civarında yazının yaygınlaşmaya başlamasıdır.[9]
Kentin, başkentlere yakın bir liman konumunda olmasıLidyalıları Smyrna'ya çekmiştir. Lidyalılar, Mermnad hanedanı döneminde, MÖ 610-600 yılları arasında şehri ele geçirdi ve bazı bölümlerini yakıp yıktı. Ancak Bayraklı'daki kalıntılar üzerinde yapılan son analizler, tapınağın ya sürekli kullanıldığını ya da Lidya egemenliği döneminde hızla onarıldığını göstermektedir. Kısa bir süre sonra, Anadolu dışından gelen bir istila, Eski Smyrna'nın kent merkezi olarak tarihini fiilen sona erdirdi.Pers İmparatoruBüyük Kiros ile Lidya KralıKroisos arasındaki savaşın ardından, diğer Ege şehirleriyle birlikte Smyrna da Pers hâkimiyetine girdi. MÖ 386'da, Spartalılar ile Persler arasında imzalanan Antalkidas Antlaşması'yla İyonya ve bu kapsamda Smyrna da Pers hâkimiyetinde kaldı.Athena Tapınağı, MÖ 545 yılında terk edilmiş olsa da yerleşim devam etmiş ancak bu tarihten sonra yaklaşık iki yüz yıl boyunca Eski Smyrna önemini ve işlevini yitirmiştir.[7]
Hellenistik dönem ve Roma İmparatorluğu dönemi (MÖ 333-MS 395)
İzmir AgorasıM.Ö. 6. Yüzyılda yaşamış olan Antik yunan lirik şairiSapfo'nun antik Smyrna'da bulunan büstü.İzmir'de günümüzdeBuca ilçesi sınırları içinde yer alan, Roma İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş veBizans veOsmanlı dönemlerinde de kulanıllmış Kızılçullu su kemerleri.
MÖ 334'te Perslere karşı savaşmak üzere Anadolu'ya geçen ve Ephesos'a kadar ilerleyenBüyük İskender'in, rivayete göre Pagus'ta (Kadifekale) avlandığı sırada dinlenirken gördüğü bir rüya üzerine, burada yeni bir şehir kurulmasını tavsiye ettiği anlatılır. Bugünkü İzmir'in Kadifekale eteklerinde yeniden kurulmasına ve halkın buraya iskân edilmesine, İskender'den sonra Batı Anadolu'ya hâkim olan Antigonos teşebbüs etmiştir. Ancak MÖ 302'de TrakyalıLysimakhos'la yaptığı savaşta hayatını kaybedince, şehir Lysimakhos'un eline geçmiştir. Antigonos'un başlattığı projeyi, Atina'dan yardım alan Lysimakhos tamamlamıştır.[7] Bu dönemde Smyrna, gerek ticaret gerekse kültür açısından büyük ilerleme kaydetmiş; okulları, hastaneleri, hamamları, gimnazyumları ve tiyatrolarıyla önemli bir kültür merkezi hâline gelmiştir.
MÖ 3. asrın ilk çeyreğinde Lysimakhos'un Seleukos'a mağlup olmasıyla şehir de el değiştirmiştir. Seleukoslar döneminde Smyrna, yarı bağımsız bir yönetime kavuşmuştur. Seleukos kralı III. Antiohos'a karşı Roma'dan yardım istenmiş ve bu teklif Roma Senatosu tarafından kabul edilmiştir. MÖ 190'da Smyrna halkı, Roma Amirali Gaius Livius idaresindeki donanmaya yardımda bulunmuştur. III. Antiohos diğer şehirlerle birlikte Smyrna'dan da çekildiğini bildirmek mecburiyetinde kalmıştır. Şehrin Roma tarafını tutması, savaşın sonunda özgürlüğüne kavuşmasına ve vergilerden muaf tutulmasına neden olmuştur. Smyrna bundan sonra bir Roma şehri hâline geldi. MÖ 49 yılındaJül Sezar ilePompeius arasında yapılan savaşta, şehir Pompeius'un tarafını tuttuysa da, savaş Sezar'ın zaferiyle sonuçlanmıştır.
Roma Çağı'nda İmparator Hadrianus döneminde (117-138) prokonsül olan Polemon imparatordan şehir için yardım sağladı. Hadrianus Tapınağı, gimnazyum ve buğday pazarı gibi yapılar inşa edildi ve vergi muafiyeti tanındı. Roma döneminde İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale'nin kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır. Diğer taraftan,İzmir Agorası ya da antik adıyla Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup bugün kısacaAgora olarak bilinmektedir.[7] Agora, MS 178'de meydana gelen depremin ardından Roma İmparatoruMarcus Aurelius'un desteğiyle yeniden inşa edilmiştir.
İncil'de sözü edilenYedi Kilise'den birinin bulunduğu İzmir,Hristiyanlık dininin gelişmesinde önemli bir rol oynar. İzmir'in ilk başpiskoposu olanAziz Polikarp, İsa peygamberin havarisi olan ve İncil yazarıYuhanna'nın ilk müritlerinden biridir. Yaklaşık olarak MS 70 yılında Anadolu'da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmirAkropolisi üzerinde bulunan stadyumdaRomalılar tarafından yakılarak öldürülmüştür.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce İzmir, çağdaş dönemde "Bizans İmparatorluğu" olarak tanınacakDoğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası oldu.[7] Doğu Roma İmparatorluğu dönemindeEmevîler,Selçuklular,Haçlılar veCenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaştılar. Kenti ilk olarak Emevîler 672 yılında denizden zapt edipİstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullandılar.Türkler'in İzmir'i ilk kez ele geçirmesi ise 1081 yılında, Selçuklu akıncılarından ve aynı zamanda ilk Türk denizcisi sayılanÇaka Bey'in komutasında oldu.[10] İzmir'den hareketleEge Adaları veÇanakkale Boğazı'na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey'in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098 yılında geri aldılar. 1204 yılında ise şehrin kıyı tarafıRodos Şövalyeleri'nin eline geçti.[7]
İzmir'in bulunduğu bölge 13. yüzyıl sonlarında Batı Anadolu'da kurulan Türkmen beyliklerindenAydınoğulları Beyliği'nin kontrolüne girdi. Aydınoğlu Mehmed Bey 1310 veya 1317'de İzmir Yukarı Kale'yi ele geçirdi. OğluAydınoğlu Umur Bey ilk gazasını İzmir üzerine yaptı. İki buçuk yıl süren kuşatmanın ardından 1328'de şehir halkı liman kalesini teslim etmek mecburiyetinde kaldılar. Kale kumandanı Martino Zaccaria ise Sakız'a gitti. Umur Bey'in seferlerini sonraki yıllarda da sürdürmesi, Latinlerin papaya başvurarak ona karşı bir Haçlı seferi düzenlenmesini istemelerine neden oldu.Kıbrıs,Venedik,Cenova veRodos gemilerinden oluşan donanma Aydınoğulları kuvvetlerini yenilgiye uğratarak 28 Ekim 1344'te sahil İzmir'ini Türklerden almayı başardı. İzmir'de ticari menfaatleri bulunan Rodos Şövalyeleri başta olmak üzere Umur Bey'in Mayıs 1347'deki İmroz'a taarruzundan sonra taraflar bir anlaşmaya yaklaştılar. Türklerin verecekleri bazı ticari imtiyazlar karşılığında Latinler, sahil İzmir'inin istihkâmlarını yıkarak şehri terk etmek konusunda anlaştılarsa da Papa Clément bunu onaylamayınca Umur Bey sahil İzmir'ini savaşarak almak için harekete geçti. Kale mancınıklarla aralıksız bombardımana tutulurken, lağımlar kazıldı ve hendek dolduruldu. Fakat Mart 1348'de Umur Bey'in bir okla vurularak ölmesi, askerin moralinin bozulmasına ve Yukarı İzmir'e çekilmesine neden oldu. Umur Bey'in yerine geçen Hızır Bey, Latinlere oldukça geniş imtiyazlar tanıyan bir anlaşma yaptı. Böylece sahil İzmir'i yarım asır daha Latin hâkimiyetinde kaldı.
Bu aradaOsmanlı İmparatorluğu 1390 yılında Aydın ili üzerinde hâkimiyet kurdu. Yıldırım Bayezid, tahta geçtikten sonra aleyhindeki diğer beyliklerle beraber Aydınoğulları'nı da ülkesine kattı, ancak sahil İzmir'i Hospitalier Şövalyeleri'nin elinde kaldı.Ankara Muharebesi'ni kazanarak Osmanlı İmparatorluğu'nu mağlup edenTimur'un bizzat komuta ettiğiTimur İmparatorluğu ordusu, Aralık 1402'de yaptığıİzmir Kuşatması sonucunda kenti Hospitalier Şövalyeleri'nin elinden aldı veAziz Peter Kalesi'ni yerle bir etti. Çelebi Mehmed'in tahtı ele geçirip istikrarı sağlamasıyla Osmanlı Devleti 1415'te, Rodos şövalyeleri ve Midilli prensi gibi Hristiyan beylerinin de yardımıyla on gün süren kuşatmanın ardından İzmir'i Osmanlı topraklarına kattı. Yardımlarından dolayı adı geçen devletlerin tebaalarına bazı imtiyazlar verildi. Bu olaylar sırasında Bizans'ta hapsedilen Aydın Beyi Cüneyd Bey, Çelebi Mehmed'in ölümünün ardından hapisten çıkarak Börklüce Mustafa Olayı'na karışarak İzmir'i tekrar ele geçirdi, fakatII. Murad 1424'te şehri kesin olarak zapt etti. Bu tarihten itibaren İzmir, 1919'da Yunanlar tarafından işgaline kadar mutlak olarak Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.[7] Eski İzmir'i ilk keşfeden kişi, burayı 1429-1430 ve 1446 yıllarında ziyaret edenCiriaco d'Ancona'dır.
1862 yılında İzmir'in görünümüKemeraltı'nda bulunanKızlarağası Hanı'nın üst katındanHisar Camii'nin (1592-1598) görünüşüBir Yunan kartpostalında İzmir.
İzmir, Osmanlıların idaresine geçtikten sonraAydın sancağına bağlı bir kazanın merkezi hâline geldi. Kaza kuzeydeKarşıyaka, doğudaBornova,Buca, güneydeTorbalı, batıdaÇeşme,Seferihisar veKaraburun'u içine alıyordu ve merkezî olarak İzmir kadısının ikamet ettiği şehir konumundaydı. Başlangıçta Aydın Sancağı'na bağlı olan İzmir, yaklaşık 1573'te Kaptanpaşa Eyaleti'ne bağlanan Sığla Sancağı'na katıldı. Orta Çağ'da deniz tarafının Hristiyanlar, kara tarafının Müslümanların elinde oluşu dolayısıyla şehir iktisadi bakımdan sönük kalmış, tamamen Osmanlıların eline geçtikten sonra ancak 17. yüzyıldan itibaren büyük gelişme göstermiştir. 16. yüzyıl sonlarına kadar daha ziyade İstanbul'a ve iç piyasaya mal temin eden bir liman olarak görülüyordu. Şehir o dönemlerde civarındaki tarla, bağ ve bahçelerde yetiştirilen ürünler bakımından kendi kendini idare edecek durumdaydı. İstanbul ve sarayın ihtiyacı olan üzüm, incir, nar, badem, armut, zerdali gibi gıda maddeleri; sabun ve bal mumu gibi ihtiyaçlar, ayrıca Tersane ve Istabl-ı Âmire'nin ihtiyacı olan urgan, kendir, yelken bezi, zeytinyağı vb. maddeler 16. yüzyılda İzmir civarından sağlanmakta ve İzmir'den deniz yoluyla sevk edilmekteydi.[11]
İzmir, 1605-1606 yıllarındaCelâlî isyanları kapsamında Arap Sait veKalenderoğlu ayaklanmalarına sahne oldu. Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1620 yılında yabancılara tanıdığıkapitülasyonlardan sonra giderek imparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri hâline geldi ve 17. yüzyıldan başlayarak iktisadi bakımdan büyük bir gelişme gösterdi. İzmir Limanı kısa sürede iç, dış ve transit ticaretin en önemli merkezi hâline geldi. 16. yüzyılda İzmir Limanı'na en çok uğrayan gemiler Venedik, Ceneviz ve Dubrovnik bandıralı olanlardı. Daha sonra bunlara Fransız ve İngiliz gemileri de katıldı. 17. yüzyıl başlarına kadar bu devletlerin İzmir'de konsoloslukları bulunmuyordu. 1610'dan sonra konsolosluklar açılmaya başlandı. Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başladı. 16. yüzyıl kaynaklarına göre İzmir'de on dokuzcami, on sekizhavra ve sadece birRum Ortodokskilisesi bulunuyordu ve kentin dokuz mahallesinden sadece birinde Hristiyanlar yaşıyordu. Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezindeMüslümanTürkler çoğunluktaydı; önemli ve köklü birMusevi cemaati vardı, HristiyanRumlar ise azınlıktaydı.
1867 yılında inşa edilen ve Osmanlı İmparatorluğu tarafından valilik binası olarak kullanılanİzmir Hükûmet KonağıOsmanlı padişahıII. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yıldönümünü kutlamak için 1901'de Konak Meydanı'nda inşa edilmişİzmir Saat KulesiBasmane'de yer alan 1922 yangınında yok olan St. Stepanos Ermeni Kilisesi (1863)[12]
Evliya Çelebi, 1672 yılında İzmir'i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydetmiştir veAlsancak (Punta) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimin,Levantenlerin ve Batılı tüccarın yerleştiğini yazmıştır. Dış ticaret de bu tarihlerden itibaren oldukça yoğunlaştı. İzmir, Anadolu içlerinden gelen kervanların son durağı idi. Kervanların şehre gelip gitmesi ocak ile ekim ayları arasındaydı. 17. yüzyıla kadar Halep-İskenderun yoluyla Avrupa'ya giden İran ipeği, bu yüzyılın ikinci yarısında yön değiştirip Erzurum-Tokat yoluyla İzmir'e gelerek buradan Avrupa'ya sevk edilmeye başlandı. Tournefort'a göre 18. yüzyıl başlarında İzmir'e yılda 2000 balya İran ipeği getiriliyor ve bu ipekler büyük çapta İngiliz ve Fransız tüccarlar tarafından satın alınıyordu. İngiliz Levant Kumpanyası'nın 1713'te İzmir başta olmak üzere bazı Doğu Akdeniz limanlarından yaptığı ipek ihracatı ise 500.000 libreye yaklaşmıştı. Avrupalıların büyük rağbet gösterdiği Ankara ve Beypazarı tiftiği, Bursa ipeği, Antalya'nın orman ürünleri ve Ege'nin pamuğu, Uşak'ın halıları, afyon, meşe palamudu ve başta üzüm ve incir olmak üzere İzmir ve civarının mahsulleri de İzmir'den ihraç ediliyordu. İzmir, Fransız yünlü kumaş ithalatında 18. yüzyılın ikinci yarısı başlarında İstanbul'dan sonra ikinci sırada yer alırken otuz kırk yıl sonra İstanbul'u geride bırakarak ilk sırayı almış, 17. yüzyılda başlayan gelişmesini tamamlayıp Levant iskelelerinin en önemlisi hâline gelmiş ve bu üstünlüğünü korumuştur.[13][14]
19. yüzyılda kentFransız,İngiliz,Hollandalı veİtalyan tüccarların gözdesidir. Bu gelişmeye paralel olarakAydın Eyaleti'nin merkezi önce 1841 yılında geçici olarak sonra da 1850 yılında kesin olarak İzmir'e aktarılmıştır. Aynı yılSultan Abdülmecid İzmir'i ziyarete gelmişti. Asrın şartları gereği artan ticaret hacmi daha güvenli ve hızlı olan demir yolu yapımını gerekli hâle getirince 1855 Temmuz'unda İzmir'de yaşayan Robert Wilkin adlı bir İngiliz tüccar, kendi ve dört ortağı adına İzmir-Aydın demir yolu için imtiyaz istedi. Mayıs 1857'de İzmir'den Aydın'aOttoman Railway Company adıyla bir şirket kuruldu ve üç safhada bitirilecek hattın planı yeniden çizildi. Hattın ilk bölümü olanAlsancak –Seydiköy arası 30 Ekim 1858 tarihinde hizmete girdi. Bu hat,Anadolu'daki ilk,Osmanlı İmparatorluğu'ndaki iseMısır Eyaleti'nde 1856 yılında hizmete girenKahire-İskenderiye demiryolu hattından sonra ikinci demir yolu hattıydı. İzmir-Aydın arası ise 7 Haziran 1866'da açıldı. Sonraki yıllarda Kasaba hattı Bandırma'ya, Aydın hattı ise Söke'ye kadar uzatıldı. Böylece İzmir, çevresindeki en verimli bölgeye demir yolu ile bağlanmış oluyordu.[15][16] Sultan Abdülmecid'in 1850 yılındaki ziyaretinin ardından 1863 yılında daSultan Abdülaziz İzmir'i ziyarete gelmişti. Osmanlı şehirlerinde modern belediye teşkilatlanmasına Sultan Abdülaziz döneminde 8 Ekim 1864 tarihli vilayet nizamnamesiyle başlanmış bunu takiben 1871 yılında İzmir'de kurulan belediyenin ilk başkanı daYenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur.[7] Aydın-İzmir demiryolunun inşaatına başlanmasından sonra İzmir'in bir rıhtıma şiddetle ihtiyacı olduğu ortaya çıkınca, gemilerin yükleme ve boşaltmalarında sürat ve kolaylık temin edecek, kordon boyunda oturan yabancıların evlerinin sahile açılan arka kapılarından yapılan kaçakçılığı da önleyecek kazıklar üzerine bir kordon yapılması 1862'de düşünülmüş, bu fikir, sonradan Konak ile Alsancak arasında 4723 arşın uzunluğundaki bir rıhtıma dönüşmüştü. Müteahhit Fransız Dussaud kardeşler tarafından yapılan rıhtım 1876 başında tamamlanıp hizmete açıldı. Rıhtım resminden hükûmet payı olarak ayrılacak % 12 İzmir Belediyesi'ne terk edildi. 1880'li yıllarda körfezin iki yakası arasındaki taşımacılık gayriresmî olarak yürütülüyordu. 13 Temmuz 1883'te tüccardanYahyâ Hayati Efendi'ye otuz yıl müddetle imtiyaz verildi. İzmir Hamidiye Vapur Şirketi 1884 Şubat'ında seferlerine başladı. İzmir Hamidiye Vapur Şirketi vapurları liman içindeki günlük seferlerden başka körfez içinde Foça ve Karaburun'a, körfez dışında Ayvalık ve Rodos'a kadar gidiyordu. Ancak zamanla şirketin hisseleri yabancıların eline geçti.
19. yüzyıl boyunca da ticaret hacmi bakımından İzmir, Ege ve Akdeniz'deki diğer Osmanlı limanlarının daima önünde yer aldı. 1880'li yıllarda Doğu Akdeniz'in en önemli iki limanı olan Beyrut ve Selanik, İzmir'in dış ticaret hacminin %40'ına bile ulaşamadı. İzmir'in 19. yüzyılın ikinci yarısında ihracatı 3 milyon sterlinin altına hiç düşmedi. 1904 ve 1905 yıllarında ise 5 milyonun üzerine çıktı. İthalat 2-3 milyon civarında gerçekleşti. 19. yüzyılda İzmir Limanı'ndaki gemi trafiği sürekli artış gösterdi. 1863'te 448.807 ton tutarında 1295 gemi limana girmişken buharlı gemilerin sayısının gittikçe artması dolayısıyla 1895'te limana giren 2495 geminin toplam tonajı 1.814.486 oldu.[17][18]
Osmanlı İmparatorluğu'nunI. Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinden sonra, savaşı kazananlar bir süre için Anadolu'nun büyük bir bölümünü kendi etki bölgelerine ayırmayı amaçladılar veSevr Antlaşması uyarınca Osmanlı Devleti'nin batı bölgeleriniYunanistan'a sundular. Şehir, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu tarafındanişgal edildi. Yunan ordusunun çıkarmasının daha ilk günlerinden, gazeteciHasan Tahsin'in Yunan müfrezelerine sıktığı "ilk kurşun" ve Albay Fethi Bey ile silahsız askerlerinin şehrin tarihi kışlasında süngüyle öldürülmeleri hadiseleri, direnişin sembolü haline geldi.Sarı Kışla'nın, "Zito o Venizelos" ("Yaşasın Venizelos") diye bağırmayı reddetmeleri gibi olaylar, gerçekleşen sayısız mezalime örnek olarak gösterilir. Ancak Orta Anadolu'ya yönelik Yunan harekâtı hem Yunanistan hem de Anadolu'nun yerel Rumları için felaketle sonuçlandı.
Türk ordusunun 9 Eylül 1922 tarihindeİzmir'e girmesiyle işgal sona erdi. Şehrin geri alınmasının ardından Ortodoks MetropolitiHrisostomos Kalafatis'in linç edilmesi ve daha sonra çalışma taburlarına gönderilen Ermeni ve Rum erkeklerin katledilmesi gibi olayları, şehrin tarihindeki belki de en büyük felaket olan büyük İzmir Yangını izledi. 13 Eylül 1922 sabahıBasmane semtinde başlayanyangın 2.600.000 metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve iş yerini tahrip etti ve 22 Eylül'e kadar sürdü. Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etti. Bugün yangın alanının bir bölümündeKültürpark bulunmaktadır. Yangın Rum ve Ermeni mahallelerini tamamen yok etti, Müslüman ve Yahudi mahalleleri ise hasardan kurtuldu. Bazı tahminlere göre yangından kaynaklanan Rum ve Ermeni ölümleri 10.000 ila 100.000 arasında değişmektedir. Tahminen 50.000 ila 400.000 arasında değişen sayıda Rum ve Ermeni mülteci, yangından kaçmak için sahili tıkadı ve yaklaşık iki hafta boyunca ağır koşullar altında orada kalmaya zorlandı. 24 Eylül'de, müttefiklerin gözetiminde limana giren ilk Yunan gemileriyle birlikte Rumların sistematik tahliyesi başladı. Toplamda 150.000 ila 200.000 Rum tahliye edildi. Geriye kalan Rumlar ise, Yunan-Türk Savaşı'nı resmen sona erdiren Lozan Antlaşması'nın bir şartı olan Yunanistan ile Türkiye arasındaki nüfus mübadelesinin bir parçası olarak 1923'te Yunanistan'a gitti. Böylece İzmir'deki Rum nüfus tamamen ortadan kalktı.[19][20][21][22][23]
1923 yılında, Cumhuriyetin ilanından birkaç ay önce, yeni Türkiye'nin ekonomik sorunlarının tartışıldığı bir kongre olanİzmir İktisat Kongresi'ne İzmir ev sahipliği yapmıştır.[7] Cumhuriyetin ilanının ardından şehir yavaş yavaş yeniden inşa edildi. Alsancak'ta kuzeye doğru ilerleyen Kızılçullu Deltası'nın doğusundaki koy şimdi İzmir'in ticaret limanı ve ona bağlı tesislerle donatılmıştır. Deltanın batı yarısında, Alsancak ile Konak Meydanı arasında uzanan birbirine paralel birkaç Kordon İzmir'in en canlı kesimini oluşturur. Yalnızca Ege ovalarından değil, İç Batı Anadolu, Göller Yöresi ve İç Anadolu'nun komşu kesimlerinden gelen ihraç ürünlerinin de İzmir'e gönderilmesi, kentin Türkiye ihracatının yaklaşık yarısını gerçekleştiren önemli bir liman hâline gelmesini sağlamıştır. İzmir'de endüstrinin gelişmesini iş gücü bolluğu ve büyük şehirdeki tüketim ihtiyacı da hızlandırmıştır. Böylece İzmir, Türkiye'nin İstanbul'dan sonra ikinci önemli ticaret limanı ve ikinci endüstri merkezi durumuna yükselmiştir. İzmir'in ticaret etkinliğinin artmasında, her yıl Kültürpark'ta düzenlenen İzmir Fuarı'nın da büyük etkisi olmuştur. İzmir Limanı'nın ihracatı arasında tütün, pamuk, kuru üzüm, incir, palamut, meyankökü, afyon, baklagiller, tahıl, zeytinyağı, halı, ham madenler ilk sırayı alır. İzmir Limanı'nda yıl boyunca süren bir canlılık olsa da, yaz sonunu izleyen birkaç ay içinde bu hareketlilik en yüksek düzeye ulaşmaktadır.
İzmir, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun[24] ve 195 sayılı kanun hükmünde kararname[25] sonucuİstanbul veAnkara ile birliktebüyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti.[26] Başlangıçta üç ilçe (Bornova, Karşıyaka, Konak)İzmir Büyükşehir Belediyesinin sınırlarına dâhil edildi. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları valilik binası merkez kabul edilerek yarıçapı 50 kilometre olan dairenin sınırlarına genişletildi.[27] Bu sınırlar içinde kalan 21 ilçe, yeni düzenlemeyle büyükşehir ilçe belediyesi statüsüne kavuştu.[27] 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı kanun ile2014 Türkiye yerel seçimlerinin ardından büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.[28]
İzmir şehri,İzmir Körfezi'nin güneydoğu ucunda konumlanmıştır. Şehrin yüz ölçümü 944 km2'dir.[1] İzmir'in deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 2 metredir.[29]
Akdeniz ikliminin etkili olduğu İzmir'de yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.[5] Yılda, hava sıcaklığının sıfırın altına düştüğü gün sayısı yaklaşık ondur.[30] Yılda yaklaşık 100 gün boyunca hava sıcaklığı 30 derecenin üzerine çıkar.[30]Kar yağışı nadir görülür.[30] Yıllık yağış miktarı 700 ile 1.200 mm arasındadır.[30] Yaz aylarında, şehre özgü olan veimbat adı verilen serin rüzgârlar eser.[30] Yıllık ortalama deniz suyu sıcaklığı 18,5 °C'dir.[31] Şehirde şimdiye kadar ölçülen en yüksek kar kalınlığı, 31 Ocak 1945'te 32 cm olmuştur. En yüksek rüzgâr hızı ise 29 Mart 1970'te 127,1 km/saat olarak kaydedilmiştir. Bir günde kaydedilen en yüksek miktarda yağış, 29 Eylül 2006 tarihinde 145,3 mm olarak ölçülmüştür.[32]
1893 yılıOsmanlı nüfus sayımına göre, İzmir merkezde yaşayan kişi sayısı 207.548 idi. İzmir'de yaşayanTürklerin sayısı 79.288 idi ve bu rakam nüfusun %38'ini oluşturuyordu.Rumlar nüfusun %26'sını, Osmanlı tebaasında olmayan yabancılar %25'ini,Yahudiler %7'sini veErmeniler %3'ünü oluşturuyordu. İzmir'deki nüfusun %55'iHristiyan, %38'iMüslüman ve %7'si Musevi'ydi.
Kentin nüfusu, özellikle 1970-1985 yılları arasında önemli ölçüde artış göstermiştir. 1945 yılına kadar İzmir,Türkiye'nin en büyük ikinci şehri konumundaydı. TÜİK verilerine göre İzmir, en fazla göçü sırasıylaManisa (186.000 kişi),Mardin (130.000 kişi),Erzurum (126.000 kişi),Konya (120.000 kişi),Aydın (84.000 kişi) veAfyonkarahisar'dan (83.000 kişi) almıştır. Ayrıca, diğer illerin nüfusuna kayıtlı çok sayıda kişi de İzmir'de yaşamaktadır. İzmir, genel olarak Türkiye'nin birçok şehrinden yoğun göç almıştır.
İzmir ili için yıllara göre evlenme, boşanma, doğum ve ölüm verileri[34]
Yıl
Boşanma Sayısı
Doğum Sayısı
Evlenme Sayısı
Ölüm Sayısı
2001
8.200
48.460
23.429
2002
8.104
44.176
23.964
2003
7.598
44.676
27.067
2004
8.033
46.779
29.722
2005
8.647
49.050
29.303
2006
8.820
50.692
30.534
2007
8.563
53.857
30.960
2008
9.531
54.433
31.985
2009
10.475
50.838
29.582
21.930
2010
10.986
50.303
30.369
21.713
2011
11.149
50.963
31.756
22.973
2012
10.868
53.971
32.403
23.278
2013
10.789
53.376
32.219
22.136
2014
11.069
55.906
32.054
23.463
2015
11.481
55.946
32.469
24.644
2016
11.049
54.623
32.354
26.214
2017
10.939
53.895
30.726
26.534
2018
12.053
51.617
29.588
26.480
2019
12.900
48.046
28.654
27.587
2020
10.787
44.691
26.131
29.940
2021
13.451
43.376
29.692
34.219
2022
13.864
41.900
30.393
32.648
2023
13.701
38.864
30.475
30.820
2024
13.872
36.709
29.600
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nin2023 verilerine yaklaşık 2 milyon 950 bin kişilik nüfusuyla İzmir, Türkiye'nin en kalabalık üçüncü şehridir.[35] Şehrin en kalabalık ilçesi, yaklaşık 523 bin kişiyleBuca'dır. Onu, 476.500 kişiyleKarabağlar ve 447.553 kişiyleBornova izlemektedir. En az nüfusa sahip ilçesi ise yaklaşık 38 bin kişiyleGüzelbahçe'dir. Nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu ilçe, kilometrekare başına yaklaşık 13.638 kişiyleKonak'tır.
İzmir ekonomisi,Osmanlı İmparatorluğu'nda olduğu gibi tarım ağırlıklıydı. Tarım üretimi, yurt dışından gelen talepler doğrultusunda şekilleniyordu. Başlıca tarım ürünleri arasındaincir,pamuk,tütün veüzüm yer alıyordu. 1919'da gerçekleşenİzmir'in İşgali tarım sektörünü olumsuz etkiledi. Tarım işçilerinin çoğunluğunu oluşturan Müslüman Türklerin, savaşlar ve işgal nedeniyle sayıca azalması, bu olumsuzlukların başında geliyordu.Cumhuriyetin ilanından sonra, iş gücü yeniden üretim yapabilecek düzeye ulaştı.[36][37]
Türkiye'nin en büyük yedinci limanı olanİzmir Limanı kent ekonomisinde önemli bir role sahiptir. Gaziemir'de bulunanEge Serbest Bölgesi (ESBAŞ), Türkiye'nin en büyük ticaret hacmine sahip serbest bölgelerinden biri olup İzmir ekonomisine istihdam ve ihracat bakımından ciddi katkı sağlamaktadır. Brookings Enstitüsü ve JP Morgan Chase'in 2014 yılı verileri temel alınarak hazırlanan ekonomide yükselen kentler sıralamasında İzmir, 300 şehir arasındaMakao'nun ardından ikinci sırada yer aldı.[38][39]
İzmir'in önde gelen müzeleri, şehir merkeziKonak'ta yer alır. İlk olarak 1906 yılında Fransız Başkonsolosluğu tarafından kullanılması amacıyla inşa edilenArkas Sanat Merkezi, 1906'da yapılmamıştır; binası o tarihte yapılmış, sonradan sanat merkezine dönüştürülmüştür.[40] Yaklaşık iki yüz binden fazla AntikAntik Yunan,Roma veBizans eserini barındıranİzmir Arkeoloji Müzesi, şehrin en büyük müzelerinden biridir.[41] Eskiden St. Roch Hastanesi olarak kullanılanİzmir Etnografya Müzesi'nde, günümüzde Türk ve Osmanlı mirasına ait eserler sergilenmektedir.[42]
İzmir Resim ve Heykel Müzesi Avrupa'dan getirilen eserlerle oluşturulmuş önemli bir sanat merkezidir ve zamanla sanatseverlerin ilgi odağı hâline gelmiştir.[43] Kent sınırları içerisindeki diğer önde gelen müzeler arasında tarihte önemli Türk kadınlarını tanıtanİzmir Kadın Müzesi, 300'den fazla maskeyle Türkiye'de bir ilk olanMask Müzesi,Alsancak Garı'nın yanında yer alanTCDD 3'üncü Bölge Müze ve Sanat Galerisi, modern kazılarla ortaya çıkarılmış eserlerin sergilendiğiTarih ve Sanat Müzesi,Mustafa Kemal Atatürk veİsmet İnönü'nün İzmir'de kaldıkları süre boyunca kullandıkları kişisel eserlerin yer aldığıAtatürk Müzesi'nin yanı sıra, 19. yüzyıldan günümüze uzanan kültürel mirası, tarihi yapıları ve belediye arşivlerini barındıranAhmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi de şehirde yer almaktadır.[44]Geçici Dünya Mirası listesinde yer alan ve geçmişte kentin kültürel, ekonomik ve siyasal merkezi olanSmyrna Agorası, günümüzde zengin bir tarihi miras sunmaktadır. Alan, bünyesinde birçok tarihi yapıyı barındırır. Dünyada kent sınırları içerisinde yer alan en büyükagoralardan biridir.[45]
Körfezin karşı kıyısında yer alanKarşıyaka, MÖ 10'uncu yüzyıl ila MS 3'üncü yüzyıl arasında yer alan yapı ve heykellerin sergilendiğiBostanlı Açık Hava Arkeoloji Müzesi'ne ev sahipliği yapar.[46] Şehrin batı ucundakiBalçova ilçesindeDeniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından işletilenİnciraltı Deniz Müzesi yer alır. Bu müzedeTCG Piri Reis denizaltısı, bir deniz havacılık helikopteriyle birlikte TCG Ege Fırkateyni ve TCG Kasırga hücumbotu sergilenmektedir. Hemen yanındaki müze binasında ise Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait denizcilik üniformaları, bröveler, silahlar ve harp sistemleri ziyaretçilere sunulmaktadır.[47]
İzmir, sıklıkla "Türkiye'nin en liberal şehri" olarak anılır.[48][49] İlk kez 2012'de düzenlenenİzmir Onur Yürüyüşü, 2018 yılında 50 bin katılımcıyla en yüksek katılımına ulaşmıştır. İzmir'de düzenlenen Onur Yürüyüşü,İstanbul Onur Yürüyüşünden sonra Müslüman çoğunluklu ülkelerdeki en büyük ikinci LGBTİ+ etkinliğidir.[50]Demokratik gerileme sonucunda hükûmet onur yürüyüşlerini yasaklasa da insanlar sahte tarih ve lokasyonlar verip polisi atlatarak bu yıllık geleneği sürdürmeye devam etmektedir.[51][52]
Büyükşehir belediyesi bünyesinde, LGBTİ+ bireylerin sorunlarına çözüm üretmek amacıyla kurulmuş bir daire başkanlığı bulunmaktadır. Birçok politikacının eşcinsel haklarını açıkça desteklemesi ve bu konuda sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapması, Türkiye'nin diğer bölgelerine kıyasla belirgin bir fark oluşturmaktadır.[53][54]
İlk kez 1923 yılında,İzmir İktisat Kongresi ile birlikteMustafa Kemal Atatürk tarafından açılanİzmir Enternasyonal Fuarı (İEF)[55], her yıl Eylül ayında İzmir'in kurtuluş günü olan 9 Eylül tarihini kapsayan on günlük bir süredeKültürpark'ta düzenlenen Türkiye'nin en köklü, en tanınmış ve en kapsamlı fuarıdır. Öte yandan İEF, Kültürpark alanında düzenlenen ve büyük bölümü uluslararası nitelik taşıyan 37 ihtisas fuarından yalnızca biridir. Ancak uluslararası nitelikli ihtisas fuarlarının çoğu 25 Mart 2015 tarihi itibarıylaGaziemir ilçesinde hizmete girenFuar İzmir'de düzenlenmektedir.
İzmir, dünyanın en büyük organizasyonlarından biri olanExpo'yu düzenlemek üzereExpo 2015 için "Daha iyi bir dünya için yeni yollar ve herkes için sağlık" teması ile aday olmuştur. Ancak 31 Mart 2008 tarihinde, 151BIE delegesinin katılımıylaParis'te gerçekleştirilen oylama sonucunda, Expo 2015'inİtalya'nınMilano kentinde yapılmasına karar verilmiştir. Benzer şekildeExpo 2020 için de aday olmuş ancak oylama sonucunda ev sahibi şehir olarak belirlenmemiştir.Uluslararası Bahçe Bitkileri Üreticileri Birliği (AIPH), Expo 2026 etkinliğinin "Uyum İçinde Yaşamak" temasıyla 1 Mayıs-31 Ekim 2026 tarihleri arasında İzmir'de gerçekleştirilmesine karar vermiştir.[56]
Ege Bölgesi, zeytin üretiminin yoğun olduğu bir bölge olup zeytinyağlı yemekleriyle ve mezeleriyle tanınır. Ancak İzmir mutfağı, rafine bir çizgiden çok farklı kültürlerin izlerini taşır. Çünkü İzmir mutfağındaOsmanlı yemek geleneklerinin yanı sıra Musevi, Ermeni ve Rum mutfaklarından izler bulunur.
Ege, balık çeşitliliğinin yanı sıra zengin yöresel yeşillikleriyle de dikkat çeker. Deniz börülcesi, ıspanak, cibez otu, arapsaçı,ısırgan otu gibi çeşitli otlarla yapılan salatalar meşhurdur. Bunların yanı sıraİzmir köftesi,midye dolması veboyoz da şehrin öne çıkan lezzetlerindendir.
İzmir, Türkiye'nin köklü futbol geçmişine sahip şehirlerinden biridir. Şehir, birçok profesyonel futbol kulübüne ev sahipliği yapmaktadır. İzmir'in en önemli futbol takımları şunlardır:
Karşıyaka Spor Kulübü: 1912 yılında kurulan Karşıyaka, özellikle taraftar kültürüyle bilinir. Karşıyaka – Göztepe rekabeti, Türk futbolunun en bilinen derbilerindendir.
Altay Spor Kulübü: 1914 yılında kurulan Altay, İzmir'in en eski ve en köklü futbol kulüplerinden biridir. Türkiye futbol tarihine önemli futbolcular kazandırmış ve Süper Lig'de uzun yıllar mücadele etmiştir.
Bucaspor: 1928 yılında kurulan Bucaspor, uzun yıllar profesyonel liglerde mücadele etmiş ve 2010–11 sezonunda Süper Lig'de yer alarak önemli bir başarıya ulaşmıştır. Kulüp, özellikle altyapıdan yetiştirdiği oyuncularla tanınmaktadır.
Altınordu Futbol Kulübü: 1923 yılında kurulan Altınordu, son yıllarda özellikle altyapı yatırımları ve genç oyuncu yetiştirme politikasıyla dikkat çekmektedir. Kulüp, yalnızca Türk oyuncularla mücadele etmektedir.
Göztepe Spor Kulübü: 1925 yılında kurulan Göztepe, Türk futbol tarihinde Avrupa kupalarında yarı final oynamış ilk Türk takımıdır. 1968–69 sezonunda Fuar Şehirleri Kupası'nda yarı finale çıkarak büyük bir başarıya imza atmıştır.
İzmir, basketbolda da köklü bir geçmişie sahiptir. İzmir'in en önemli basketbol takımları şunlardır:
Karşıyaka : Karşıyaka Spor Kulübü'nün basketbol şubesidir. Türkiye Basketbol Süper Ligi'nin köklü ekiplerinden biri olan Karşıyaka, 1986–87 ve 2014–15 sezonlarında Türkiye Basketbol Ligi şampiyonu olmuştur. 2013 ve 2021 yıllarında Avrupa'da FIBA organizasyonlarında final oynamış ve Türk basketbolunun uluslararası alandaki temsilcilerinden biri hâline gelmiştir.
Petkimspor: Aliağa ilçesinde faaliyet gösteren Petkimspor, Basketbol Süper Ligi'nde mücadele etmektedir. Özellikle son yıllarda ligde kalıcı olmayı başarmış ve altyapı çalışmalarıyla dikkat çekmektedir.
İzmir'in en tanınmış voleybol kulübüArkas Spor'dur. Erkek voleybol takımı, Türkiye Erkekler Voleybol Ligi'nde birçok kez şampiyonluk mücadelesi vermiştir. 2008–09 sezonunda CEV Challenge Kupası'nı kazanarak Avrupa'da kupa kazanan ilk Türk erkek voleybol takımı olmuştur. Altyapı çalışmaları ve uluslararası düzeydeki başarılarıyla dikkat çeker.
Aras Kargo Spor Kulübü Kadın voleybol takımı olarak 2023 yılında kurulmuştur. 2024-2025 yılından itibarenSultanlar Ligi'nde mücadele etmektedir.
Göztepe kadın voleybol takımı 1962 yılında kurulmuştur. 2025-2026 yılında Sultanlar Ligi'ne yükselmiştir.
Enka Spor Kulübü (İzmir Şubesi) veİzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü, atletizm, yüzme ve yelken gibi branşlarda faaliyet göstermekte ve Türkiye şampiyonalarında başarılı sporcular yetiştirmektedir.
İzmir aynı zamanda üniversiteler arası spor müsabakalarında da güçlüdür. Özellikle Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi, basketbol, voleybol ve yüzme dallarında ulusal düzeyde dereceler elde etmiştir.
1967 Van doğumluCemil Tugay (CHP), 31 Mart 2024 seçimlerinde %48,97 oy oranıyla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiştir. Tugay, daha önce Karşıyaka Belediye Başkanıydı.[58]
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üye sayısı 176'dır. CHP 115, AK Parti 47, İYİ Parti ve MHP 7'şer üyeye sahiptir.[59]
Eğitim ve öğretim açısından Türkiye'nin önemli merkezlerinden biri olan İzmir'de çeşitli okul öncesi eğitim kurumu, ilköğretim ve ortaöğretim okulu bulunmaktadır. Türkiye'nin en eski liseleri ve özel eğitim kurumları arasında yer alan ve İngilizce eğitim veren[60]Özel İzmir Amerikan Koleji (American Collegiate Institute), Fransızca eğitim verenÖzel İzmir Saint-Joseph Lisesi (Lycée Saint-Joseph d'Izmir)[61] veİzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi (Lycée de Tevfik Fikret) İzmir'in Konak ilçesinde yer almaktadır. 1983 yılında eğitim vermeye başlayan veEge Üniversitesi kampüsü içerisinde bulunanİzmir Fen Lisesi Türkiye'nin en eski 3. fen lisesidir. Ayrıca İzmir şehrinde dört devlet ve üç vakıf üniversitesi bulunmaktadır. Bu üniversitelerde, şehirde yaşayan öğrencilere olduğu gibi, şehir dışından ya daöğrenci değişim programı ile yurt dışından gelen öğrencilere de eğitim verilmektedir.[62][63][64]
İzmir'de ilk gazete 1821'de yayımlanmaya başlayanFransızca bir gazeteydi.Türkçe yayımlanan ilk gazete ise 1868 yılında çıktı. O dönemde şehirdeRumca,İbranice veErmenice gazeteler de yayımlanıyordu.[65] Geçmişte farklı dillerde yayın yapan gazetelere ev sahipliği yapan İzmir'de, günümüzde ulusal televizyon kanalları, radyolar ve gazetelerin yanı sıra yerel yayın yapan kitle iletişim araçları da bulunmaktadır.
İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi, 16 Ekim 2023 tarihinde hizmete girmiştir ve Ege Bölgesi'nin en büyük hastanesi olup Türkiye'nin dördüncü en büyük hastanesidir. Hastane, toplam 2.060 yatak kapasitesiyle önemli bir sağlık tesisi olarak öne çıkmaktadır.
İzmir'de toplu ulaşım 1880'lerde başladı. Bu dönemde yalnızcaatlı tramvaylar vevapurlar kullanılmaktaydı. Atlı tramvayların yerini 1928'de elektriklitramvaylar aldı.Otobüsler ise 1932 yılında hizmete girmiştir. 1954'te tramvaylar kaldırılırken aynı yıl hizmete alınantroleybüsler 1992'ye kadar çalıştı. 21. yüzyıla gelindiğinde demetro vebanliyö trenleri kullanıma girdi. 2017'de ise tramvaylar yeniden hizmete alındı.
Kent içi toplu ulaşımİzmir Büyükşehir Belediyesi'nin yetki ve sorumluluğundadır. Toplu ulaşım hizmetlerinin hat ve güzergâhları ile birbirini tamamlaması için otobüs-vapur-metroda ulaşım bütünlüğü sağlanmıştır. Tüm toplu ulaşım araçlarında kullanılanİzmirim Kart adlı elektronik kart, hem ulaşımın bütünlüğünü sağlamakta hem de ulaşımı hızlandırmaktadır.
İzmir'in yirmi altı tane kardeş şehri bulunmaktadır. Ayrıca üç şehirle iş birliği protokolü yapılmış olup dört şehirle de iyi niyet mektubu imzalanmıştır.[66]
^Stewart, Matthew (1 Ocak 2003). "It Was All a Pleasant Business: The Historical Context of 'On the Quai at Smyrna'".The Hemingway Review.23 (1): 58-71.doi:10.1353/hem.2004.0014.ISSN0276-3362.
^Biondich, Mark.The Balkans: Revolution, War, and Political Violence Since 1878. Oxford University Press, 2011. p. 92[1] 2 Haziran 2021 tarihindeWayback Machine sitesindearşivlendi.
^Naimark, Norman M.Fires of Hatred: Ethnic Cleansing in Twentieth-Century Europe. Cambridge: MA: Harvard University Press, 2002, p. 52.
Kaynak hatası:<ref> "lower-alpha" adında grup ana etiketi bulunuyor, ancak<references group="lower-alpha"/> etiketinin karşılığı bulunamadı (Bkz:Kaynak gösterme)